Sosyal medyada doktorlar ve reklamlar (2)

Sosyal medyada doktorlar ve reklamlar (2)

Sosyal medyanın kovid pandemisi döneminde bilimsel çalışmaların yayınlanmasına katkısı, sağlık profesyonelleri tarafından ciddi bir talep oluşturdu. Bu durum, sosyal medyanın şarlatanlar tarafından kullanımı için de bir fırsat oluşturdu. Hatta bazıları kovid pandemisinin kaosunda meşhurlaşarak bugünlere gelebildiler

Sosyal medyada doktorlar ve reklamlar (2)

Geçen yazıda başa tutturduğumuz cümlenin “tema”sını bir daha hatırlayalım; “doktorların reklam yapması yasaktır.”

Yasalar, mevzuat ve yönergeler ne diyor?

Kaldığımız yerden devam edersek; Türkiye'de Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 8. maddesi “Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir veche verilemez. Tabip ve diş tabibi, yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olup, her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamaz. Tabip ve diş tabibi, gazetelerde ve diğer nesir vasıtalarında, reklam mahiyetinde teşekkür ilanları yazdıramaz” ve devamında 39. maddede “Tabip ve diş tabibi, meslektaşlarının hastalarını elde etmeye matuf hareket ve teşebbüslerde bulunamaz” diyor. Yani özetle hekimlik mesleğine ve tedavi kurumlarına reklam içerikli ilanlar yayınlamasını kesinlikle mevzuatla yasaklıyor. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ve bu kanunun 40. maddesi ve buna paralel Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 9. maddesi, hekimlerin ve diş hekimlerinin sadece adlarını, uzmanlık alanlarını, akademik unvanlarını, hasta kabul ettikleri yer ile muayene saatlerini bildiren ilanlar verebileceklerini bunun dışında hiçbir şekilde reklam ve benzeri tanıtım yapamayacaklarını açıkça belirtiyor. Türk Tabipleri Birliği’nin Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 11. maddesi, "Hekim, mesleğini uygularken reklam yapamaz, ticari reklamlara araç olamaz, çalışmalarına ticari bir görünüm veremez; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamaz" hükmünü içerir. Yanıltıcı, talep artırıcı ve kendini övücü tanıtım yapmak, kampanya düzenlemek, hasta referanslarını veya hasta öncesi / sonrası görüntülerini reklam amacıyla kullanmak, fiyat bilgisi vermek veya indirim duyuruları yapmak, meslektaşlarını (onlara göre rakiplerini) kötüleyen veya onların yöntemlerinin yanlış olduğunu bilimsel  içeriklerden yoksun şekilde  yayınlamak ve bilimsel olarak kanıtlanmamış tedavi yöntemlerini tanıtmakla ilgili, yani bunlardan “en az birini” ihlal eden sağlık alanında onlarca reklam çıkarılabilir... Doktorları, dijital dünyadan ayrı tutmak mümkün değil ama onların bu faaliyetlerini düzenlemek mümkündür. Sosyal medyanın yapısal olarak bir kusuru olduğu söylenemez. Ama doktorların sosyal medya paylaşımlarının dernek, tabip odaları ve sağlık müdürlüklerince tıbbi etik ilkeler ve insan sağlığı açısından incelenmesi gerekir.

Sosyal medyanın sağlık bilimine katkıları

Sosyal medyanın, sağlık alanında bazen kusurlu kullanıldığına dair geçen yazıda söylediklerime ek olarak, bir de bilime katkılarını hatırlatmaya çalışayım. 

Son on, on beş yılda dijital öğrenme eğilimimiz arttı ve bu kovid pandemisiyle daha farklı bir boyuta evrildi. Kovid pandemisi döneminde günlük yaşamın ve geleneksel eğitimin bozulması, hızlı iletişim ve bilgi yayma için dijital çözümlerin önem kazanması, sosyal medyanın kullanımı, insanlara farklı bir pratik tecrübe edindirdi. Bu dönemde, sosyal medyanın imkanlarından yararlanmak için internet bağlantısı ve akıllı bir cihaz olduğu sürece mümkün olabildi. Sosyal medya, insanların her yerden ve her zaman katılımına olanak sağladığından, hastaları ve görüntüleri paylaşanların, benzer mesleği yapanların, aynı platformda ulusal veya uluslararası küresel bir topluluğa evrilmesine imkan verdi. Pandemi döneminde doktorların açıklamaları küresel bir boyut kazandı; gördük, okuduk ve duyduk.

Sosyal medyada konu kümelenmeleri oluşturan büyük başlıklar altında, paylaşımlar ve tartışmalar yaşandı. Tartışma, belirli topluluklarda veya belirtilen bir heşteg (hashtag) altında yapılınca, alanlar daha da spesifikleşti. Örneğin; -takip ettiğim için biliyorum- sosyal medyada kalp ve damar sağlığıyla ilgili çok sayıda topluluk kuruldu. Bilgiye ulaşmak için bu heşteglerin bazı avantajları olsa da zamanla izleyici için bilimsel olanla olmayanı ayırmak daha da zorlaştı. Çünkü aynı heştegi kullananlar, bilimsel olanın yanında “damar açıcı ot karışımı”nı da izlemeye veya okumaya başladılar. Ama yine de pandemi döneminde bilimsel çalışmaların sonuçlarının bu başlıklara akışı devam etti. Kalp damar hastalıklarıyla ilgili bir duyuru, facebook, eski adıyla twitter yeni adıyla X, instagram, tik tok ve telegram gibi platformlarda benzer heşteglerle anında paylaşılabiliyor. Bu platformlar aracılığıyla hem bilimsel ve hem de reklam için hazırlanmış içerikler, aynı çatı altında ve bir arada izlenebilir oldular. Bunlardan bazıları uluslararası düzeyde milyonlarca paylaşım potansiyeline ulaştılar.

Sosyal medya platformları, en büyük sükseyi, kovid salgını döneminde, “ertelenmesi düşünülen kongrelerin gerçekleştirilmesine aracı olarak” yaptılar. Birçok bilimsel dergi, görseller veya videolarla desteklenen toplantıları, önemli makaleleri, zorlu klinik vakaları bu dönemde sosyal medya aracılığıyla yayımlayabildiler. Birçok bilimsel dergi hesabı, pandemi döneminde en yeni klinik çalışmaları daha çok insana ulaştırmak için linkleri, o zamanki Twitter veya başka bir platformda paylaşabildiler. Bu, sosyal medyanın, en zor dönemde bilime önemli bir pozitif katkısı olarak gösterilebilir. Ancak, bu açıdan, yani sosyal medyanın bilimle yan yana gittiği koridorda, sağlık alanında kendi içinde bir etik oluşturmak zorunda kalacaktır. 

Sosyal medyanın kovid pandemisi döneminde bilimsel çalışmaların yayınlanmasına katkısı, sağlık profesyonelleri tarafından ciddi bir talep oluşturdu. Bu durum, sosyal medyanın şarlatanlar tarafından kullanımı için de bir fırsat oluşturdu. Hatta bazıları kovid pandemisinin kaosunda meşhurlaşarak bugünlere gelebildiler. Kanıta dayalı olmayan uygulamalar, sanal dünyada yer bulurken sağlığı tehdit eden bazı bilgiler de daha kolay yayılabilir oldu. İyi taraflarıyla düşünülecek olursa, kovid pandemisinin bilimsel aktivitelere getirebileceği durağanlık, sosyal medyanın kullanımıyla kısmen aşılabildi. 

Reklam ve manipülasyon örnekleri

Örnekleri; kardiyolojiden ve kalp damar cerrahisi doktor reklamlarından seçtim.

Kalp atardamarlarında tıkayıcı, daraltıcı etkisi olan damar sertliği ile ilgili bir şeyler anlatayım; basit olsun. Bu yazıyı okuyan her üç kişiden biri, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle ölecek. Buna yol açan nedenlerden biri de yüksek kolesteroldür. Sosyal medyada bir doktor, kolestrol yüksekliğinin zararları konusunda bilgi verirken, bilimsel olmayan yayınlarla özellikle bir ilacı övmesi veya ilaçları reddetmesi hem reklamdır ve hem de yanıltıcı bilgidir. Ayrıca, tıkalı kalp atardamarlarının açılması için karışım önerenler de var. Bunlardan bazıları doktor ve bazılarının da tıpla hiç alakaları yok. Bazen insanlar bu paylaşımların bilimsel olup olmadığı konusunda fikirleri olmayabilir. İşte tam da bu noktada devreye girmesi gereken ilgili tıp alanındaki dernek ve tabip odalarıdır. Bir doktorun “ilaç” diye bir preparatı övmesi, ticarileşmiş veya ticarileşme potansiyeli olan bir maddeyi ön plana çıkarması, soruşturma konusu olabilir. Amerika Birleşik Devletleri senatosunda ifade veren bir meslektaşımızla ilgili bu örneği T24 haberini okuyabilirsiniz.

Kovid pandemisi döneminde sosyal medyada oldukça meşhur olan Fransız mikrobiyolog Didier Raoult davası da bir örnek olarak önümüzde duruyor. Dr. Rault, kovid ile birlikte tanınmadı; zaten oldukça kariyerli bir tıp bilim insanıydı. Ancak meslektaşlarıyla işbirliği yerine, sıtma ilacını kovid için kullanmayı önerdi. Bu ilaç ülkemizde de dağıtıldı... Çünkü ona göre durum acildi ve gözleme dayalı sonuçlar daha önemliydi. O dönemde Pasteur Enstitüsü’nü bile modası geçmiş araştırma yöntemleri önermekle suçladı. Dr Rault, birçok konuda savunma yapmak zorunda kaldı. Milletvekillerinden oluşan komisyona, sosyal medyada sonuçları çok tartışılacak verileri paylaştığı için ifade verdi. Aralık 2021'de Fransız Tabipler Birliği (Ordre des médecins), tıbbi etik kurulu, Marsilya'daki IHU Méditerranée Enfeksiyon Hastalıkları eski başkanına, kovid tedavisinde “sıtma ilacını bilimsel veriler olmadan" önerdiği için önce basit bir uyarıda bulundu ve daha sonra da belirli bir süre mesleğini yapmaktan men etti. 

Bazı kardiyoloji ve kalp damar cerrahlarının sosyal medya paylaşımları incelendiğinde paylaşımları sorunlu hale getiren şey; tek başına Sağlık Bakanlığı’nın, Türk Tabipleri Birliği’nin, Deontoloji Nizamnamesi’nin, Kardiyoloji Derneği’nin, Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği’nin ve Amerikan Kalp Cemiyeti’nin ilgili yasa, kanun, mevzuat, yönerge ve kılavuzlarının esas alınmaması değil; denetleme ve kontrollerin yeterli yapılmamasıdır.  

Kardiyoloji doktorları, -hepsi değil- sosyal medya paylaşımlarında kalp atardamarına stent konulmasıyla ilgili övücü reklamlar yaparken, diğer taraftan by-pass (baypas) ameliyatına gerek olmadığı gibi imalarda bulunmaktadırlar. Buraya linklerini bırakmayacağım. Bilimsel bir konunun tartışılabilir olması, taraflar varken objektif sonuçlar doğurur. Zaten bir hastayla ilgili, acil durumlar dışında baypas kararı, Sağlık Bakanlığı’nın ilgili yönetmelik ve yönergelerine göre iki kardiyoloji ve bir kalp cerrahından oluşan “konsey” tarafından alınmış olması gerekir. Bir kardiyoloğun baypas ameliyatı kararı alınmış bir hastanın damarlarına stent koyması ve bununla övünmesi; benzer hastaların bütün dünya istatistiklerinde ameliyat olmuş hastaya göre daha iyi ve uzun yaşayabilip yaşayamadığıyla alakalı bir durumdur. Bu reklamlarla ilgili Türk Kardiyoloji Derneği ve /veya Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği’nin kamuoyuna bir uyarısı olmadı, olmuyor (umuyorum ki atlamış olayım). Hasta, eğer hasta ameliyatı kabul etmiyorsa, tedavi red tutanağı tutulur ve “asıl ve bilimsel olan tedavi yöntemi şudur ama siz daha az girişim gerekeni tercih ediyorsunuz ve bu nedenle riskleri şunlar olabilir” diyerek hastanın bilgilendirilmesi gerekir.  

Bir kısım kalp cerrahları da Türkçenin avantajlarını ve kalp cerrahisinin İngilizce terimlerini tercümede takla attırarak iyi bir tekniği geliştirildiğini görüyoruz. Siz sevgili okurları biraz da kalp cerrahisi konusunda sıkmak zorunda kalacağım… Öncelikle açık kalp ameliyatı dendiğinde aklınıza hemen göğüs kemiği (iman tahtası, sternum) açılması geliyor değil mi? Kapalı kalp ameliyatı dendiğinde de “göğüsün açılmadan küçük kesi ile kalp ameliyatı” geliyor. Şimdi doğrusunu söyleyeyim de aklınızda bulunsun. Kalp ameliyatlarının klasik olarak kalbin durdurulması ile yapıldığı yaygın bilinen bir durumdur. Bu bilgi doğru ama kalp dururken onun görevini yapan bir makine var. O makinenin adı “kalp akciğer makinesi”dir. Yani, kalp dururken bu makine çalıştırılır ve “makine açık” anlamına gelen “on-pump” denir. İngilizce “açık” bu demek. Eğer kalp çalışıyor ve kalp akciğer makinesi kullanılmıyorsa, yani makine kapalıyken kalp ameliyatı yapılıyorsa buna da “makine kapalı” anlamına gelen “off-pump” denir. İngilizce “kapalı” bu demek. Aslında Türkçe karşılığı şöyle olmalı; “makine açık kalp ameliyatı” ve “makine kapalı kalp ameliyatı”. Demek ki “açık” veya “kapalı” göğsün tam açılıp açılmaması ile aynı anlama gelmiyormuş. Bunun için göğüs kemiğinin tam kesildiği veya küçük kesi ile ameliyat gibi terimler kullanılmalı. Bu görev de bu tür reklam yapan üyelerini uyarması gereken Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği’ne düşüyor. Gelelim “küçük kesi ile yapılan işleme kapalı denir mi” sorusunun yanıtına… Küçük kesi yapılıp hastanın kalbi durdurulduysa kapalı değil, makine açık (yani kalp durmuş, makine çalışıyor olduğundan) kalp ameliyatıdır. Küçük kesi ayrı, kapalı kalp ameliyatı ayrı şeylerdir. Şimdi bir deneme yapınız ve Google’a “kapalı kalp ameliyatı” diye yazın lütfen... Çoğunda küçük kesiyi tarif edip kalbi durdurdukları için aslında “açık” yöntem olduğunu göreceksiniz. Tarif edilen küçük kesidir. Bir dilin gelişmesi, onun doğru kullanımıyla yakından ilgilidir. Küçük kesiye, kapalı kalp ameliyat denmez; küçük kesi denir.

***

Fiilen reklam; yasal düzenleme(me)

Doktorlar, birkaç on yıl öncesine kadar bu düzeyde mesleki bilgilerini orta yerde konuşmazlardı. Ancak yine de öne çıkan bazı doktorlar, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde ve bazen de radyoda sağlık ile ilgili bilgiler verirlerdi ve muhtemelen diğer meslektaşlarına göre avantajlıydılar. Sosyal medya çağındaysa bir kısım doktorlar, “de facto” bir durum oluşturdular ve bu durumu kabullenen kamuoyu ve sağlık sistemi “de jure” olması için yasal altyapı oluşturdu. Örneğin Fransa’da 22 Aralık 2020 tarihine kadar, Halk Sağlığı Kanunu'nun R. 4127-19. maddesine göre, "Tıp, bir iş olarak uygulanmamalıdır. Doğrudan veya dolaylı her türlü reklam yöntemi, özellikle de işyerine ticari bir görünüm kazandıran her türlü geliştirme veya tabela yasaktır" ifadesini içermekte ve dolayısıyla reklamcılığın genel ve mutlak bir şekilde yasaklanması ilkesini ortaya koymaktaydı. Buna karşın, Avrupa Konseyi, bu Halk Sağlığı Kanunu’nun Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 56. maddesine aykırı olduğuna karar verdi. Bunu da hizmet sunma özgürlüğü kapsamında doktorların da reklam yapmasının mutlak olarak yasaklanmasının mümkün olamayacağını belirtti. Fransa’da Halk Sağlığı kanunu esnetildi ama neler yapılıp yapılmayacağının da listesi oluşturuldu. Ülkemizde özellikle Instagram’da çok sayıda doktor “reels”leri var ve bunların bir kısmı, bir hastalık, bir yöntem veya koruyucu hekimlik konusunda açıklamalar yaparlarken, bir kısmı direkt ve açıkça kendi reklamlarını yapmaktadır. Bu kadar birikmiş tecrübeyle birlikte Sağlık Bakanlığı’nın da Türk Tabipleri Birliği ve tıbbın her alanıyla ilgili derneklerden oluşan bir komisyonla gerekirse böyle bir listenin hazırlanmasının -aslında yasağın ne olduğu aşikâr olduğu halde- daha açıklayıcı olacağını düşünüyorum.

Sosyal medya ve diğer iletişim araçları geliştikçe, farklı sorunlarla karşılaşmaya devam edeceğiz. Yanlış şöhret yarışını, suistimalleri, başarısızlıkları ve yanlış bilgileri sınırlamak için yeniden etik kuralları hatırlamaya ihtiyacımız var. Bütün bağlaşıkların, insanların tıp mesleğine güvenmeye devam etmesi için “hangi birine yetişelim” şeklindeki tükenmişliği bırakıp deontoloji nizamnamesini yeniden gündeme getirmelerinde büyük yarar var.  

Şimdi bir reklam arası vereyim... 

Yeri geldikçe...


TIKLAYIN - Sami Gürkahraman: Sosyal medyada doktorlar ve reklamlar (1)

İlgili İçerikler