İzlanda’da Arktik Zirvesi başladı: Reykjavik’ten ilk gün notları

İzlanda’da Arktik Zirvesi başladı: Reykjavik’ten ilk gün notları

Türkiye ile İzlanda arasındaki ilişkilerin yalnızca Arktik gündemiyle sınırlı olmadığını, enerji ve teknoloji gibi alanlarda da iş birliği potansiyeli taşıdığını ortaya konuluyor. Türkiye’nin Arktik’e yönelik artan ilgisi açısından temel soru ise bilimsel araştırmalarla gelişen varlığın önümüzdeki dönemde diplomatik ilişkiler, yenilenebilir enerji, ekonomik iş birliği ve uluslararası yönetişim alanlarında nasıl somutlaşacağı

artıc cırcle

İzlanda’nın başkenti Reykjavík’te düzenlenen Arctic Circle Assembly, 8 Ekim’de Harpa Konser ve Konferans Merkezi’nde başladı. Bu yıl 13’üncü kez gerçekleştirilen toplantı, 70’i aşkın ülkeden 2 binden fazla katılımcıyı bir araya getiriyor. Üç gün boyunca yaklaşık 200 oturumda 700 konuşmacının yer alması bekleniyor. Siyasetçiler, diplomatlar, bilim insanları, iş dünyası temsilcileri ve araştırmacılar, Arktik’in geleceğini farklı boyutlarıyla ele alıyor. 

Bir zamanlar ağırlıklı olarak iklim değişikliği, buzullar ve kutup araştırmaları üzerinden tartışılan Arktik, bugün güvenlik, egemenlik, enerji, kritik mineraller, deniz ulaşımı ve uluslararası rekabetin de merkezinde. Harpa’daki tartışmalar, bölgenin yalnızca coğrafi öneminin değil, küresel siyaset içindeki ağırlığının da arttığını gösteriyor. 

ABONE OL

Buzların ötesinde diplomasi: Her sese açık kürsü 

Arctic Circle Assembly’nin kurucusu ve Arktik Çemberi Başkanı, İzlanda’nın eski Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson, açılış konuşmasında organizasyonun temel yaklaşımını vurguladı. 2013’te başlatılan toplantının amacı, Arktik’in geleceğine ilişkin tartışmaları belirli ülkeler ve kurumlarla sınırlamadan farklı görüşleri, yeni aktörleri ve farklı disiplinleri bir araya getirmek.

Ólafur Ragnar Grímsson

Grímsson’un yaklaşımında, Arktik’e ilişkin gündemin zaman içinde değişmesi ve yeni katılımcıların tartışmalara yön verebilmesi önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle Assembly, yalnızca devletlerin resmî politikalarını açıkladığı bir toplantı değil; bilimsel araştırmaların, yerel toplulukların, iş dünyasının ve sivil aktörlerin de söz alabildiği uluslararası bir buluşma alanı niteliğinde. 

Bu yılki programda da bölgenin geleceği, büyük güçlerin rekabetiyle sınırlı ele alınmıyor. Arktik halklarının kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olması, bilimsel iş birliği, iklim politikaları ve bölge dışındaki ülkelerin artan ilgisi de gündemin önemli başlıkları arasında. 

Kuzey hattında güvenlik sınavı: ABD, NATO ve üsler 

İlk günün öne çıkan oturumlarından biri, “The United States & the Arctic: A Test for NATO Cohesion?” başlıklı oturumdu. ABD’nin Arktik politikası uzmanı David Balton ile Grönlandlı siyasetçi Aaja Chemnitz’in de aralarında bulunduğu konuşmacılar, Washington’ın bölgedeki askerî varlığını, Grönland’ın konumunu ve NATO içindeki iş birliğinin geleceğini değerlendirdi. 

Tartışmanın merkezinde, ABD, Danimarka ve Grönland arasında 22 Eylül 2026’da imzalanan yeni savunma anlaşması vardı. 1951 tarihli ABD-Danimarka savunma anlaşmasını değiştiren ve tamamlayan yeni metin, Arktik ve Kuzey Atlantik’te güvenliğin nasıl şekilleneceğine ilişkin önemli düzenlemeler içeriyor. Bununla birlikte anlaşmanın yürürlüğe girmesi, gerekli ulusal parlamenter süreçlerin tamamlanmasına bağlı. 

Anlaşma kapsamında ABD’nin Pituffik Uzay Üssü’ndeki faaliyetlerini modernize edip genişletmesi öngörülüyor. Ayrıca Narsarsuaq ve Mestersvig’de yeni savunma alanları oluşturulması planlanıyor. Bu alanlara ilişkin uygulama ayrıntılarının taraflar arasında karşılıklı mutabakatla belirlenmesi gerekiyor. Metin, gelecekte başka savunma alanlarının gündeme gelmesi durumunda da istişare ve ortak karar süreçlerine yer veriyor. 

Balton’ın değerlendirmeleri, ABD’nin Arktik’teki askerî kapasitesini geliştirme arayışının yanı sıra bölgedeki güvenlik düzenlemelerinin diğer ülkelerle ilişkiler üzerindeki etkisine de işaret etti. Anlaşmada, askerî faaliyetlerin yanı sıra güvenlik açısından hassas alanlardaki yabancı yatırımları ilgilendiren hükümler de bulunuyor. 

Grönlandlı siyasetçi Aaja Chemnitz ise tartışmaya bölge halkının gündelik yaşamı ve güvenlik kaygıları açısından yaklaştı. Grönland’da özellikle okullardaki çocuklar ve aileler arasında savaş ihtimaline ilişkin endişelerin hissedildiğini anlattı. İnsanların gelişmeleri takip edebilmek için radyolarını açık tuttuğunu aktardı. 

Chemnitz, Danimarka’nın Grönland’ın savunulmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunurken, Avrupa ülkelerinin ve Danimarka’nın bölgedeki hazırlıklarını artırmasının önemini vurguladı. Ona göre yeni anlaşmanın önemli bir boyutu da Grönland’ın yalnızca hakkında karar verilen bir yer olarak değil, karar süreçlerine katılan siyasi bir aktör olarak kabul edilmesi. 

Grönland’ın yaklaşık 56 bin kişilik nüfusuna karşılık ABD’nin 330 milyonu aşan nüfusu düşünüldüğünde, bu temsil meselesi daha da anlam kazanıyor. Tartışma, Arktik’te güvenliğin yalnızca askerî kapasite üzerinden değil, siyasi temsil ve bölge halklarının iradesi gözetilerek ele alınması gerektiğini de ortaya koydu. 

Coğrafya uzak olabilir ama strateji yakın: Kanada’nın egemenlik çıkışı 

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand’ın “Canada and the Future of the Arctic” başlıklı oturumdaki konuşması da ilk günün dikkat çeken bölümlerindendi. Anand, Arktik’in Kanada’nın egemenliği ve ulusal güvenliği açısından merkezi bir konumda olduğunu vurguladı. Kanada’nın geleceğinin bölgenin güvenliği ve istikrarından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. 

Anita Anand

Anand; Rusya’nın Arktik’teki askerî kapasitesine, stratejik silahlarına, uzun menzilli füze sistemlerine, otonom teknolojilere, siber kapasitelere ve uzay tabanlı gözetleme faaliyetlerine dikkat çekti. Kritik mineraller ve enerji kaynaklarının da bölgenin stratejik önemini artırdığını, Arktik’teki gelişmelerin artık yalnızca bölge ülkelerini ilgilendiren bir mesele olmadığını ifade etti. 

Konuşmasında öne çıkan mesajlardan biri şuydu: “Arktik coğrafi olarak ayrı bir bölge olabilir, ancak stratejik açıdan artık uzak değil.” 

Kanada’nın savunma ve gözetleme kapasitesini geliştirmeye yönelik yatırımları ile Kuzey Amerika Hava-Uzay Savunma Komutanlığı’nın (NORAD) modernizasyonu da bu yaklaşımın bir parçası olarak ele alındı. Anand, egemenliğin yalnızca ilan edilmesinin yeterli olmadığını, fiilen kullanılmasının, gösterilmesinin ve savunulmasının gerektiğini vurguladı. 

Kanada’nın Arktik politikasında diplomatik ilişkiler önemli bir yer tutuyor. Ülke, 6 Şubat 2026’da Grönland’ın başkenti Nuuk’ta konsolosluğunu resmen açarak bölgedeki diplomatik varlığını güçlendirdi. Anand, Grönland’ın toprak bütünlüğüne ve Danimarka ile Grönland halklarının geleceğe ilişkin kararlarına saygı gösterilmesi gerektiğini de dile getirdi. 

Soru-cevap bölümünde Kanada ile ABD arasında zaman zaman yaşanan siyasi gerilimlere rağmen Arktik güvenliği konusunda iş birliğinin sürdürülmesinin önemine değinildi. Anand’ın coğrafyanın ülkeleri birbirine bağlayan kalıcı niteliğine yaptığı vurgu, güvenlik ilişkilerinin siyasi anlaşmazlıklardan bağımsız ele alınamayacağını gösteriyordu. 

Kanada’nın önümüzdeki on yılda ABD dışındaki ticaretini iki katına çıkarma hedefi de konuşmada öne çıkan başlıklardandı. Anand’ın yaklaşımında savunma, altyapı, ekonomik dayanıklılık ve dış politika birbirinden ayrı alanlar değil. Kanada’nın özellikle İskandinav ülkeleri, Baltık ülkeleri ve diğer orta ölçekli güçlerle iş birliğini artırma arayışı da bu çerçevede değerlendiriliyor. 

Arktik’te çin faktörü: Bilimsel iş birliği ve küresel rekabet 

Arctic Circle Assembly’de Çin’in Arktik’teki rolü de öne çıkan başlıklar arasındaydı. Çin Dışişleri Bakanlığı müşaviri Liu Xiangfeng, oturumda ülkesinin Arktik politikasını diplomatik bir perspektiften ele aldı. 

Çin, kendisini “yakın Arktik devleti” olarak tanımlıyor. Ülke, bölgedeki iklimsel ve çevresel değişimlerin tarım, ormancılık, balıkçılık ve denizcilik gibi sektörler üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Pekin’in Arktik politikası, bilimsel araştırmaların yanı sıra bölgenin ekonomik ve stratejik önemine ilişkin değerlendirmeleri de içeriyor. 

Çin’in Arktik’le ilişkisi yeni değil. Ülke, 1925’te Svalbard Antlaşması’na taraf oldu. 1996’da Uluslararası Arktik Bilim Komitesi’ne (IASC) katılan Çin, 1999’dan itibaren düzenli seferler düzenlemeye başladı. 2004’te Svalbard Takımadaları’nda Sarı Nehir İstasyonu’nu (Yellow River Station) kurdu. 2005’te Arktik Bilim Zirvesi Haftası’na ev sahipliği yaptı. 

Çin, 2013’te Arktik Konseyi’nde gözlemci statüsü kazandı. Ocak 2018’de yayımladığı “China’s Arctic Policy” başlıklı politika belgesiyle de Arktik’e ilişkin hedeflerini ve yaklaşımını resmî olarak ortaya koydu. Bu çerçevede bilimsel kapasitesini artırmayı, araştırma istasyonlarını ve gemilerini geliştirmeyi, okyanus, buz, atmosfer ve jeoloji alanlarında çok disiplinli araştırmalar yürütmeyi sürdürüyor. 

Çin’in bölgedeki varlığı bilimsel araştırmalarla sınırlı değil. Arktik’in değişen iklim koşulları, deniz ulaşımı olanakları, enerji kaynakları ve kritik mineralleri, Pekin’in bölgeye yönelik uzun vadeli ilgisini de şekillendiriyor. Bu durum, Çin’in Arktik politikasının bilimsel iş birliği ile uluslararası rekabet arasındaki konumunu daha önemli hale getiriyor. 

Masadaki en net mesaj: “Kendi geleceğimizin seyircisi olmayacağız” 

İlk günün en güçlü siyasi mesajlarından biri, “Nothing About Greenland Without Greenland” başlıklı oturumda Grönland Dışişleri, İş Dünyası ve Maden Kaynakları Bakanı Múte B. Egede’den geldi. 

Múte B. Egede

Egede, Grönland’ın yalnızca deniz yolları, doğal kaynaklar veya askerî konum üzerinden tanımlanmasına karşı çıktı. Grönland’ın orada yaşayan insanlar için öncelikle bir yuva olduğunu hatırlattı. Ülkenin sömürge geçmişine değinerek uzun yıllar boyunca Grönland’la ilgili kararların Grönland dışında alındığını ve bu yaklaşımın geride bırakılması gerektiğini söyledi. 

Egede’nin sözleri açıktı: “Kendi geleceğimizin seyircisi olmayacağız.” 

Grönland’ın siyasi iradesine ilişkin yaklaşımını anlatırken, “Çok uzun süre Grönland hakkında kararlar alındı. Bugün kararlar Grönland’la birlikte alınıyor” mesajını verdi. Bu vurgu, özellikle ABD’nin bölgeye yönelik artan ilgisi ve yeni savunma düzenlemeleri bağlamında önem taşıyor. 

Egede, Grönland’ın bağımsızlık hedefinin gelecekte halkın vereceği karara bağlı olduğunu belirtti. Bu konuda dışarıdan bir takvim dayatılmaması gerektiği mesajını verdi. Grönland’ın nüfusunun yaklaşık 56 bin olduğunu hatırlatarak ülkesinin büyüklüğünün ve stratejik öneminin, halkının yaşam biçimine ve siyasi tercihine saygı gösterilmesi gereğini ortadan kaldırmadığını vurguladı. 

ABD ile ilişkiler açısından güvenin yeniden kurulması gerektiğini de ifade eden Egede, iyi bir iş birliğinin ilk şartının güven olduğunu söyledi. Diplomasiye yaklaşımını ise “Diplomasi zayıflık değildir” sözleriyle özetledi. 

Yeni savunma anlaşmasına ilişkin değerlendirmelerinde de Grönland’ın karar süreçlerinde söz sahibi olması gerektiğini vurguladı. Egede’nin konuşmasının sonunda öne çıkan ifade, ülkesinin yaklaşımını üç kısa cümlede topluyordu: “Bizim geleceğimiz. Bizim sesimiz. Bizim seçimimiz.” 

Kutuptaki Türk imzası: Jeotermal masasından Arktik diplomasisine 

Arctic Circle Assembly’nin bu yılki programında Türkiye’nin Arktik’e yönelik ilgisi de doğrudan ele alındı. “Türkiye: A New Arctic Player?” başlıklı oturumda Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Muhammet Kasım Gönüllü, Türkiye’nin bölgedeki konumuna ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. 

Muhammet Kasım Gönüllü

Türkiye’nin Arktik’le ilişkisi; bilimsel araştırmalar, kutup çalışmaları, teknoloji, altyapı, denizcilik ve uluslararası yönetişim gibi farklı başlıkları kapsıyor. Bu ilginin önümüzdeki yıllarda nasıl bir diplomatik ve bilimsel iş birliğine dönüşeceği, toplantıdaki tartışmaların önemli sorularından biriydi. 

Gönüllü’nün sunumunun ardından ana sahnede gerçekleştirilen soru-cevap bölümünü, Arktik Çemberi Başkanı ve İzlanda’nın eski Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson yönetti. Grímsson, katılımcıların sorularını yanıtlarken Türkiye ile İzlanda arasında geçmişte gündeme gelen jeotermal enerji iş birliğini de hatırlattı. 

Grímsson, 2007’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede jeotermal enerjinin ele alındığını anımsattı. O dönemde İzlanda’nın jeotermal enerji alanında geliştirdiği bilgi ve deneyimin Türkiye ile paylaşılması, iki ülke arasında temiz enerji alanında ortak projeler geliştirilmesi gündeme gelmişti. 

Bu hatırlatma, Türkiye ile İzlanda arasındaki ilişkilerin yalnızca Arktik gündemiyle sınırlı olmadığını, enerji ve teknoloji gibi alanlarda da iş birliği potansiyeli taşıdığını ortaya koydu. Türkiye’nin Arktik’e yönelik artan ilgisi açısından temel soru ise bilimsel araştırmalarla gelişen varlığın önümüzdeki dönemde diplomatik ilişkiler, yenilenebilir enerji, ekonomik iş birliği ve uluslararası yönetişim alanlarında nasıl somutlaşacağı. 

Türkiye’nin Arktik’teki çalışmaları, aynı zamanda daha geniş bir bilimsel ve diplomatik çerçevede değerlendiriliyor. “Türkiye in the Arctic: Science, Infrastructure, Governance” başlıklı oturumda TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Burcu Özsoy’un moderatörlüğünde bilimsel araştırmalar, denizcilik riskleri, altyapı, lojistik ve Türkiye’nin diplomatik-stratejik rolü ele alındı. Böylece Türkiye’nin bölgeyle ilişkisi, yalnızca dış politika düzeyinde değil, bilim ve sanayi bağlantıları üzerinden de tartışmaya açıldı. 

Zirveyi takip ederken Türkiye’nin Reykjavík Büyükelçisi Mustafa Levent Bilgen ile tanışma fırsatı da buldum. Türkiye’nin yeni diplomatik temsilinin faaliyete geçmesiyle birlikte İzlanda ile ilişkilerin yanı sıra Arktik gündemindeki temasların da gelişmesi bekleniyor. Büyükelçi Bilgen’in Türkiye’den gelen konuşmacılar başta olmak üzere önemli oturumları yakından takip etmesi, Türkiye’nin bölgeye yönelik bilimsel ve diplomatik ilgisinin sahadaki yansımalarından biri. 

Harpa’dan yansıyan tablo: Söz sahibi kim olacak? 

Arctic Circle Assembly’nin ilk günü, Arktik’in giderek daha fazla ülkenin güvenlik ve dış politika gündemine girdiğini gösterdi. ABD’nin askerî varlığı, Kanada’nın egemenlik ve savunma yaklaşımı, Grönland’ın siyasi iradesi, Çin’in bilimsel ve stratejik adımları ile Türkiye’nin artan ilgisi, aynı bölgenin farklı açılardan nasıl değerlendirildiğini ortaya koyuyor. 

Bununla birlikte toplantıdaki tartışmaların ortak noktası yalnızca rekabet değildi. Bölge halklarının karar süreçlerine katılımı, uluslararası iş birliğinin sürdürülmesi, bilimsel bilgi paylaşımı ve güvenin yeniden tesis edilmesi de öne çıkan temalardı. 

Kanada’nın diplomatik ve savunma yatırımları, ABD’nin bölgedeki kapasitesini geliştirme arayışı, Çin’in uzun vadeli Arktik politikaları ve Türkiye gibi Arktik dışındaki ülkelerin bilimsel ve diplomatik ilgisi, değişen tablonun farklı boyutlarını oluşturuyor. 

Reykjavík’te üç gün boyunca sürecek toplantının ilk gününden çıkan temel mesaj şu: Arktik artık küresel siyasetin uzağında kalan bir bölge değil. Ancak bölgenin geleceği, yalnızca kaynaklar ve güvenlik üzerinden yürütülen rekabetle değil, burada yaşayan insanların iradesi ve ülkeler arasında kurulabilecek iş birliğinin niteliğiyle de şekillenecek. 

T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!

Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı

Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. 

Dünyada da referans gösterilen Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24, sosyal medyada başlatılan iftira kampanyası sonrası erişime engellendi!

T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!

Türkiye’nin dünyada da referans alınan haber mecrası T24 hakkındaki erişim engeli kararı infial yarattı: Türkiye dijital OHAL yaşıyor!

T24 hakkında iftira ve linç kampanyası 

T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.


DOĞAN AKIN YAZDI:

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi

Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!

‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!


Dünyada ve Türkiye’de T24

17 yıldır tek kuruş almadı!

Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı.

Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. 

Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!

Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi.

Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu.

Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!

Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesiÇizgi: Selçuk Demirel

Gazetecilik ödüllerinde rekor kırdı

Finansal dayatma ve ideolojik takıntılardan bağımsız gazetecilikte Türkiye’de önemli bir dönemeci ifade eden T24, 2010 yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin çalışmalarını ödüle değer gördüğü tek internet gazetesi oldu.

Muhabirleri ve yazarlarıyla birlikte; sadece 2026 yılının ilk altı ayında dokuz gazetecilik ödülü kazandı ve bu alanda bir rekor kırdı.

Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği mecra

T24; hiçbir görüş ve inancı haberciliğin önüne koymayan; gazeteciler için gazetecilikten daha önemli hiçbir öncelik olamayacağına inanan; insanları, inançları, görüşleri dışlamayan yayın politikası; haberciliği, dosyaları, söyleşileri videoları ile Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği bir mecra olarak 17 yıldır bağımsız gazeteciliğini sürdürüyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

 

İlgili İçerikler