Tarihçi Kenneth Pomeranz şöyle der: "Smith ve Malthus'tan Marx ve Weber'e kadar, modern Batı'nın kendisi hakkında anlattığı hikâyelerde 'öteki' rolünü Çin kadar üstlenmiş başka bir yer yoktur."
Doğu ile Batı arasındaki kalkınma farkının tarihsel kökeni, özellikle de Avrupa ile Çin'in gelişme yollarının on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda neden ayrıştığı, sosyal bilimleri yıllarca meşgul etmiş ve üzerine çok şey yazılmış bir konu. Geçmişe ilişkin açıklamalar ne olursa olsun, bugünkü gelişmeler başka bir yöne işaret ediyor: Çin artık Batı'nın kendi modernliğini tanımlarken karşısına koyduğu bir "öteki" değil, küresel geleceğin yeniden şekillenmesinde merkezî bir aktör. Bunu şimdilerde en açık biçimiyle, ülkenin yeşil sanayiye yönelik küresel yatırımlarında görüyoruz.
Johns Hopkins Üniversitesi bünyesinde yakın zamanda yapılan "Çin'in Yeşil Sanayi Atılımı" başlıklı bir araştırma, Çinli şirketlerin temiz teknoloji üretimine yönelik yurt dışı yatırımlarını inceledi. Başlıca bulgular şöyle:
- Çinli şirketler 2022'den bu yana yeşil sektörlerde toplam 250 milyar dolara yaklaşan, eşi benzeri görülmemiş bir yurt dışı yatırım dalgası başlattı. Raporun da belirttiği gibi bu tutar, Marshall Planı'yla boy ölçüşecek büyüklükte. Üstelik tıpkı Marshall Planı gibi bu yatırım hamlesi de küresel jeopolitik dengelerin yeniden kurulduğu bir dönemde gerçekleşiyor
- Bu yeni sıçramayla birlikte yatırımların coğrafyası da genişledi. ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) hâlâ başlıca ev sahibi bölge olsa da Orta Doğu, Kuzey Afrika, Latin Amerika ve Orta Asya da yeni yatırımlar aldı. Çin'in yeşil enerji projeleri bugün 50'den fazla ülkeye yayılmış durumda.
- Sektörel açıdan bakıldığında Çin'in yurt dışı yatırım portföyü çeşitlenmiş görünüyor. COVID öncesi dönemde yatırımların odağı açık ara güneş enerjisiydi. Son yatırım hamlesi ise bataryaya, elektrikli araçlara, rüzgâr enerjisine ve yeşil hidrojene yöneldi.
- Son yatırım sıçramasının itici gücü devlet değil. Temiz enerji teknolojilerine yönelik son yatırım dalgasını doğrudan özel şirketler sürüklüyor. Bu, Çin'in 2013'te başlattığı, kamu kredileri ile deskteklenmiş olan, kömür, çelik ve inşaat gibi karbon yoğun sektörlere odaklı Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative) ile önemli bir tezat oluşturuyor.
Yatırımların coğrafyası
Yukarıda belirttiğim gibi en çok projeye ASEAN ev sahipliği yapıyor; ancak 2024'ten itibaren Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın yeni anlaşmalardaki payı yüzde 20'nin üzerine çıktı. Avrupa, batarya üretiminin son aşamalarında kilit konumunu korurken Latin Amerika ve Orta Asya haritaya yeni giriyor.
Endonezya hem proje sayısında hem yatırım tutarında açık farkla birinci. Nikel yataklarının yanına kurulan işleme tesisleri ve yeni güneş paneli hatları ülkeyi tedarik zincirinin merkezine oturtmuş durumda. Fas ikinci sırada. Macaristan, İspanya, Brezilya ve Mısır ise batarya, hidrojen ya da karma yatırımlarda sektöre özgü merkezler hâline geldi.

Çin'in yurt dışı yeşil imalat yatırımlarını alan ilk on beş ülke
Çinli şirketleri harekete geçiren ne?
Johns Hopkins araştırmasını yöneten ekip üç temel hedefin altını çiziyor:
Birincisi, temiz teknolojilerde yerli üretimin aktif biçimde teşvik edildiği ve bu sektörlerin çeşitli düzenlemeler ve gümrük tarifeleriyle korunduğu pazarlara girmek.
Diyelim ki Çinli bir firma ABD ya da AB gibi büyük bir pazara güneş paneli veya elektrikli araç satmak istiyor. Geleneksel yol, Çin'de üretip ihraç etmek. Ama ev sahibi hükümet engelleri yükseltiyor: tarifeler, kotalar, yerli içerik kuralları, sübvansiyon koşulları. İhracat artık mümkün olmaktan çıkıyor.
Çinli firmanın bu durumda iki seçeneği var: ya pazardan vazgeçecek ya da o pazarın içinde fabrika kuracak. İçeride üretmek, ürünün artık ithal sayılmaması demek; tarife uygulanmıyor, üstelik firma yerli üretime ayrılmış sübvansiyonlara da hak kazanabiliyor.
İktisatçılar buna "tarife atlayan doğrudan yabancı yatırım" (tariff-jumping FDI) diyor. Yatırım, oradaki üretim ucuz olduğu ya da ülke kaynak barındırdığı için değil, o pazarda satmaya devam etmenin tek yolu olduğu için yapılıyor. Bunun en iyi örneklerinden biri Çin'in Macaristan'daki yatırımları. Brezilya da iyi bir örnek.
İkinci hedef, üçüncü ülkeler üzerinden pazarlara erişmek. Gümrük tarifeleri Çin'in ABD ve Avrupa'ya doğrudan ihracatını engellediği için Çinli şirketler, bu pazarlara tercihli ticaret anlaşmaları yoluyla erişebilen ülkelerde üretim tesisleri kuruyor. Hem ABD hem de AB ile serbest ticaret anlaşması bulunan Fas bunun bir örneği. Diyelim ki Çinli bir firma AB'ye satış yapmak istiyor, ama AB Çin mallarına karşı engelleri yükseltmiş durumda. Firma Fas'ta fabrika kuruyor. Neden? Çünkü Fas'ın AB ile serbest ticaret anlaşması var ve Fas'ta üretilen mallar Avrupa'ya gümrüksüz giriyor. Çinli firma Fas'ta üretim yaptığında ürünler artık Çin malı değil, Fas malı sayılıyor.
İki strateji birbirine benziyor ama taşıdıkları risk farklı. Çin Macaristan'da batarya fabrikası kurduğunda alıcılar Avrupalı otomotiv üreticileri oluyor ve AB'nin tarife uygulayabileceği bir durum yok, çünkü yatırım ile müşteriler aynı hukuki alanda duruyor. Üçüncü ülke durumu ise o kadar net değil. ABD veya Avrupa bugün yarın Çin'e yönelik tarifeleri üçüncü ülkeler üzerinden gelen mallara da genişletebilir. Kuralın değiştiği gün tesis varlık nedenini yitirir.
Üçüncüsü, Çinli şirketler temiz teknoloji üretimi için kritik ham maddeleri ve işleme kapasitesini güvence altına almak istiyor; dolayısıyla kritik ham madde yataklarının bulunduğu yerlere gidiyor. Nikel ve kobalt Endonezya'da, lityum Şili, Bolivya ve Arjantin'de. Fas ilginç bir örnek, çünkü iki motivasyonu aynı anda karşılıyor: fosfat rezervleri ve AB'ye gümrüksüz erişim. Yani ham madde ile üçüncü ülke erişimi tek bir yerde buluşuyor. Toplam yatırımda ikinci sırada olmasının nedeni de bu.
Diğer iki motivasyondan farklı olarak bu, ticaret politikasını aşmakla ilgili değil; kritik ham maddenin fiziksel olarak nerede bulunduğuyla ilgili. Bu da yatırımı daha kalıcı kılıyor.
Türkiye bunun neresinde?
Türkiye, yukarıdaki tabloda Çin yatırımı alan ilk on beş ülke arasında görünüyor: 11 projeyle onuncu, 4,5 milyar dolarla on dördüncü sırada. Ama Macaristan, Fas ya da Endonezya gibi bir yatırım alma potansiyeli yok, çünkü yukarıda anlattığım üç koşulu tam olarak karşılamıyor.
Bunun en iyi örneği şu:
Temmuz 2024'te Türkiye, Çin menşeli otomobillere yüzde 40 ek gümrük vergisi getirdi. Ancak düzenlemede bir muafiyet vardı: Türkiye'de üretim yatırımı taahhüdünde bulunan Çinli üreticiler, teşvik belgesi alarak bu vergiden muaf olabilecekti. Duvar örülürken içeri girmek için bir kapı da bırakılmıştı.
BYD o kapıdan geçti. 8 Temmuz 2024'te Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile imzalanan anlaşma; Manisa'da 1 milyar dolarlık yatırım, yıllık 150 bin araç kapasitesi, bir Ar-Ge merkezi ve 5 bine varan doğrudan istihdam öngörüyordu. Üretimin 2026 sonunda başlaması hedefleniyordu.
Sonra iki yıl geçti ve Manisa'da tek bir çivi çakılmadı. Bu süre zarfında BYD teşviklerden yararlanarak 2025'te Türkiye'de 45 binin üzerinde araç sattı. 2026'da ise şirket yatırımı askıya aldığını duyurdu. BYD Başkan Yardımcısı Stella Li, önceliklerinin Macaristan'daki Szeged tesisi ve ardından Avrupa'da kurulacak ikinci bir fabrika olduğunu belirtti.
Bu durum, yukarıda sözünü ettiğim riski, yani ev sahibi pazar olmak yerine üçüncü ülke pazarlarına erişim sağlayan bir platform olarak kalmanın riskini gösteriyor. Türkiye ne AB üyesi ne de bir ham madde merkezi. Çinli üreticilere sunduğu başlıca avantaj, Avrupa'ya yakınlığı ve Gümrük Birliği sayesinde AB pazarına erişimdi. BYD için Macaristan'da doğrudan üretim seçeneği ortaya çıktığında, Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşmanın cazibesi azaldı. Avrupa pazarına açılan bir üretim platformu olmaya çalışan Türkiye, kaybeden taraf oldu.
Üstüne bir de Çin, Türkiye'nin Çin menşeli elektrikli araçlara uyguladığı ek vergilerin Dünya Ticaret Örgütü kapsamındaki tarife taahhütlerini aştığı ve bu araçlara diğer ülkelerden gelenlere kıyasla daha olumsuz muamele yapıldığı gerekçesiyle Türkiye'yi DTÖ'ye şikâyet etti.
Bütün bunlar oyunun kurallarını nasıl değiştiriyor?
Konuyu toparlarsak, Çin'in bu hamlesinin birkaç önemli sonucu var.
Birincisi, Çin'in yeşil hamlesi yalnızca bir yatırım dalgası değil; temiz sanayideki küresel rekabette çok güçlü bir öncü olma avantajı (first-mover advantage) da sağlıyor. Çinli şirketler sermayeyi erkenden devreye sokarak, tedarik zincirlerini kendilerine bağlamakla ve yeşil sektörlerde hâkimiyet kurumakla kalmıyor, rakiplerinin ileride izlemek zorunda kalacağı teknolojik standartları da belirliyorlar. Bunun yanı sıra, Çin sermayesinin 50'yi aşkın ülkede 250 milyar dolara yaklaşan yatırım yapması, ülkeye siyasi nüfuz da kazandırıyor. Bir zamanlar Britanya'nın kömürü ve sömürgeleri nasıl Sanayi Devrimi'nin temelini oluşturduysa, bugün Çin'in yenilenebilir enerji üretim kapasitesi ve geniş yurt dışı ortaklıkları da yeşil sanayi liderliğinin dayanakları hâline geliyor.
İkincisi, Çin'in son dönemde izlediği yol, yeşil sanayiyi büyümenin ve küresel rekabet gücünün motoru olarak kurgulamaya dayanıyor. Bir kez daha vurgulamak gerekir ki bu yaklaşım, yeşilleşmeyi ekonomi üzerinde bir yük olarak değil, bir sonraki sanayi devriminin temeli olarak konumlandırıyor.
Eğer Çin bu yaklaşımı sürdürebilirse, Avrupa ve özellikle ABD iklim politikası ile ekonomik performansı nasıl dengeleyeceklerini tartışadursun, Çin çoktan alıp başını gitmiş olacak.
|
T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi! Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldıAdalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe! T24 hakkında iftira ve linç kampanyasıT24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu. DOĞAN AKIN YAZDI: T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun! ‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim! |
Dünyada ve Türkiye’de T2417 yıldır tek kuruş almadı!Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı. Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi. Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu. Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.
|
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|
Çizgi: Selçuk Demirel

