Hazine’nin dış borçlanmasında “sürdürülebilirlik” etiketi

Hazine’nin dış borçlanmasında “sürdürülebilirlik” etiketi

Kamu borçlanıyorsa, gelecekte bu borcun faiz ve anapara ödemeleriyle karşı karşıya kalınacak. Dolayısıyla sürdürülebilir finans, kamu maliyesi açısından “bedelsiz kaynak” değil, amacı belirli bir borçlanma biçimi

Hazine’nin dış borçlanmasında “sürdürülebilirlik” etiketi

Hazine, dış borçlanma programı kapsamında bu hafta 1,5 milyar dolar tutarında ve 10 yıl-4 ay vadeli ESG (Çevre, Sosyal ve Yönetişim) tahvil ihracı gerçekleştirdi.  

Tahvilin kupon faizi yüzde 7,50 ve getirisi de yüzde 7,65 oldu. İhraca, ihraç tutarının üç katından fazla talep gelse de ikincil piyasadaki ilk işlemlerde fiyatın aşağı gelmesi, güçlü talebe rağmen fiyatlamanın aynı ölçüde güçlü olmadığı anlamına geliyor.

O nedenle tahvilin sürdürülebilirlik etiketinin ötesine geçerek borçlanmanın maliyetine, koşullarına ve yarattığı yan etkilere bakalım.

Hazine, ilk olarak Nisan 2023’te sürdürülebilir etiketli tahvil ihracı gerçekleştirmiş ve yatırımcılara bu ihraçtan ayrılan pay yüzde 19 olmuştu. Son ihraçta ise bu pay yüzde 25’e yükseldi. Nisan 2023’teki ihraçta vade 7 yıldı ve ihracın kupon faizi Türkiye'nin o dönemki yüksek risk priminin etkisiyle yüzde 9,125 gibi oldukça büyük bir maliyete işaret ediyordu.

Son ihracın yüzde 7,50’lik kupon faizi 2023'e göre daha düşük olsa da Türkiye'nin uluslararası piyasalardan dolar cinsinden borçlanma maliyeti hâlâ yüksek.

O nedenle ihraç koşullarını yalnızca tahvilin sürdürülebilirlik etiketi belirlemiyor. Ülke risk primi ve küresel faiz düzeyi de maliyet üzerinde belirleyici.

  • Sürdürülebilirlik etiketi, borçlanmanın maliyetini ne kadar düşürüyor?

İhracın yapıldığı günlerde bazı olumsuz faktörlerin etkisiyle borçlanma maliyeti yükseldi. Bu faktörlerden biri, Türkiye’nin artan CDS’idir. 16 Eylül’de 218 olan CDS, fon krizinin patlaması üzerine kısa sürede 248 seviyesine kadar yükseldi. Bir diğer faktör, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin tarihi yüksek seviyelerde olması. Bu da Türkiye’nin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin tahvillerinin bu olumsuz piyasa koşulundan etkilenmesine neden oldu.

Diğer yandan da yabancı yatırımcı tahvil piyasasından çıkış yapıyor. Ayrıca yurt içi TL tahvil faizlerinin 1 Ekim 2026 itibariyle 2 yıllık yüzde 39,83; 5 yıllık yüzde 38,66 ve 10 yıllık yüzde 35,51’e ulaşması, kamunun finansman baskısını diğer ihraçlarda da iyice arttırıyor.

Tüm bunlar bize, Hazine’nin ihraç ettiği ESG tahviline talebin olmasının, finansman koşullarının iyi olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yani tahvile yüksek talep gelmesi, yatırımcıların o tahvili satın almaya istekli olduğunu gösterir, ancak kamu açısından düşük maliyetli bir finansman sağlandığını tek başına kanıtlamaz.

  • Hazine, sürdürülebilir etiketli tahvil ihracında küresel ligin neresinde?

Gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir tahvil ihraçlarının kümülatif hacmine baktığımızda, Türkiye’nin ihraçları oldukça mütevazı kalıyor (Bkz. Grafik 1):

Grafik 1. Gelişmekte Olan Ülkelerin Sürdürülebilir Tahvil İhraçları Hacmi (Milyar Dolar)

Kaynak: The World Bank, Labeled Sustainable Bonds, Quarterly Market Update, 2026.

Şili (58 milyar dolar) ve Meksika (36 milyar dolar) hazineleri bu ihraçlarda başı çekerken, Tayland (24 milyar dolar) ve Endonezya (16 milyar dolar) hazineleri de Asya’da büyük bir piyasa derinliği oluşturmuş durumda.

Türkiye, Sırbistan (2,7 milyar dolar), Özbekistan ve Romanya (2,4’er milyar dolar) ile aynı kulvarda ve 24 ülke arasında ancak 13. sırada yer alıyor.

Türkiye ekonomisinin ve kamu finansman ihtiyacının büyüklüğü göz önüne alındığında bu tablo, Hazine’ce “Sürdürülebilir Finans Çerçevesi”nin (Sovereign Sustainable Finance Framework) oldukça geç devreye sokulduğunu gösteriyor.

Şili ve Meksika gibi ülkeler Türkiye’ye göre daha düşük CDS primleri sayesinde küresel sürdürülebilir fonlardan "greenium", yani yeşil prim / faiz indirimi avantajıyla ucuz kaynak temin etme olanağına sahip.

Türkiye de daha düşük CDS primiyle yeşil prime yaklaşabilir. Yoksa sürdürülebilir tahvil ihracına imza atmak ve bu etiket, ülke riskini ortadan kaldırmıyor.

  • Hazine sürdürülebilir tahvil ihraç ederken, özel sektör ne olacak?

Hazine’nin sürdürülebilir tahvil piyasasına girmesinin önemli bir başka boyutu da özel sektör. Bu piyasaya Hazine’den çok daha önce özel sektör ve bankacılık sistemi girdi. Yeşil sendikasyonlar ve iklim tahvilleriyle piyasadaki borç stokunun yarısından fazlasını reel sektör ve bankalar taşıyor.

Kamu tarafından gerçekleştirilen sürdürülebilir tahvil ihraçları, piyasa için bir referans oluşturabilir ve Türkiye’de sürdürülebilir finans piyasasının derinleşmesine katkı sağlayabilir. Ancak kamunun uluslararası piyasalardaki güçlü kredi profili ve ölçeğine, özel sektör sahip değil.

Bu nedenle sürdürülebilir finans piyasasının gelişmesi, kamu borçlanmasının özel sektörün önünü açacağı bir yapıya dönüşmeli, özel sektörün sürdürülebilir yatırımlar için finansmana erişimini zorlaştıran bir yapıya değil. Ancak gerçekte öyle olmuyor:

Kamunun sürdürülebilir tahvil piyasasına girerek bir "gösterge faiz" oluşturması, teorik olarak özel sektörün önünü açabilir. Ancak dolar bazında yüzde 7,5 üstünde maliyetle borçlandığı bir ortamda, özel sektörün sürdürülebilir etiketli fonlardan makul bir maliyetle kaynak bulması zorlaşıyor. Hazine'nin yüksek faizli ihracı, özel sektörün borçlanma faiz tabanını yukarı çeken önemli bir faktör.

Ayrıca kamu sektörü sunduğu vergi muafiyetleri ve düşük risk algısıyla küresel sürdürülebilir sermayeyi kendine çekerken, aynı teşviklerden yararlanamayan özel sektör sürdürülebilir yatırımlarda yalnız kalıyor. Burada da eşitsiz bir teşvik sistemi söz konusu.

  • Para nereye gidecek? Greenwashing tehlikesi büyük.

Sürdürülebilir finans alanındaki genişleme ortada, ama aşağıdaki risklere dikkat edilmeli:

Bunlardan biri, küresel kamu ve özel sektör tahvillerinin vadelerinin yakında dolacağı gerçeği. Çünkü pandemi döneminde ucuz faizlerle borçlanan Hazine ve şirketler, vadesi gelen borçları çok daha yüksek faiz oranlarıyla yenilemek zorunda kalacak. Bu durum, özellikle önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ekonomilerde artan finansman baskılarına yol açacak ve bütçe üzerindeki faiz yükü artacak.  

Diğeri de sürdürülebilir tahvillerin en zayıf karnı olan "yeşil aklama" (greenwashing) riski. Yeşil aklama yalnızca özel şirketler için değil, borçlu ülke hazineleri için de geçerlidir.

Eğer sürdürülebilir tahvil gelirleriyle mevcut uygun projelerin yeniden finanse edilmesi mümkün olmazsa, bu durumda yatırımcılar, ihraççıların sürdürülebilirlik ile ilgili taahhütlerine şüpheyle yaklaşır. İhraççıların sürdürülebilirlik etkileri hakkında yanlış bir izlenim veren “yeşil aklama” riskini arttırır.

Borç gelirlerinin somut çevresel ve sosyal çıktılara dönüşümünü, bağımsız ve şeffaf etki raporlarıyla kanıtlanması gerek. Aksi halde yapılan işlem yüksek maliyetli bir tahvilin “sürdürülebilir” etiketi ile pazarlanmasından ibaret olur.

O nedenle bu ihraçlarda en büyük sorun "gelirlerin kullanımı"na ilişkindir. Bunun için kaynakların gerçekten hedeflenen yenilenebilir enerji ya da sosyal altyapı vb. alanlara yönelmesi, taahhütlerin izlenmesi ve yatırımcıların bu taahhütleri önemsemesi gerekiyor.

  • Sürdürülebilir tahvil, sürdürülebilir borç demek değil.

Sürdürülebilir tahvil piyasasının gelişmesi, Hazine açısından yeni yatırımcıların çekilmesi ve sürdürülebilir yatırımların finansmanı bakımından önemli bir fırsat yaratabilir.

Ancak burada kavramların birbirine karıştırılmaması gerekiyor. “Sürdürülebilir tahvil” ile “kamu borcunun sürdürülebilirliği” aynı şey değildir.

Bir tahvil sürdürülebilirlik etiketiyle ihraç edilmiş olabilir, ancak bu durum kamu borcunun faiz ve anapara yükünün sürdürülebilir olduğu anlamına gelmez.

Sonuçta Hazine’nin aldığı 1,5 milyar dolar da bir borçtur. Vadesi geldiğinde anaparası, dönem boyunca ise faizi ödenecektir.

Kamu borçlanıyorsa, gelecekte bu borcun faiz ve anapara ödemeleriyle karşı karşıya kalınacak. Dolayısıyla sürdürülebilir finans, kamu maliyesi açısından “bedelsiz kaynak” değil, amacı belirli bir borçlanma biçimi.


T24'ten kamuyona - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!

Ne oldu?

Karar tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı

Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. 

Dünyada da referans gösterilen Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24, sosyal medyada başlatılan iftira kampanyası sonrası erişime engellendi!

T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!

Türkiye’nin dünyada da referans alınan haber mecrası T24 hakkındaki erişim engeli kararı infial yarattı: Türkiye dijital OHAL yaşıyor!

T24 hakkında iftira ve linç kampanyası 

T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.


DOĞAN AKIN YAZDI:

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi

Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!

‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!

Dünyada ve Türkiye’de T24

17 yıldır tek kuruş almadı!

Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı.

Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. 

Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!

Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi.

Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu.

Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!

Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesiÇizgi: Selçuk Demirel

Gazetecilik ödüllerinde rekor kırdı

Finansal dayatma ve ideolojik takıntılardan bağımsız gazetecilikte Türkiye’de önemli bir dönemeci ifade eden T24, 2010 yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin çalışmalarını ödüle değer gördüğü tek internet gazetesi oldu.

Muhabirleri ve yazarlarıyla birlikte; sadece 2026 yılının ilk altı ayında dokuz gazetecilik ödülü kazandı ve bu alanda bir rekor kırdı.

Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği mecra

T24; hiçbir görüş ve inancı haberciliğin önüne koymayan; gazeteciler için gazetecilikten daha önemli hiçbir öncelik olamayacağına inanan; insanları, inançları, görüşleri dışlamayan yayın politikası; haberciliği, dosyaları, söyleşileri videoları ile Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği bir mecra olarak 17 yıldır bağımsız gazeteciliğini sürdürüyor.

 

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler