Bu hafta göçmenlerin sanatla kurdukları ilişki üzerine yazacaktım. Göç tartışmalarında sayıların ve hukuki statülerin arkasında kalan hayatlara, insanların kendi hikâyelerini anlatma biçimlerine bakmak istiyordum. Sonra bu yazıyı yayımlayacağım T24’e erişim engeli getirildi. Aynı hafta Deniz Göktaş’ın tahliye haberini almıştık, sevinmiştim. T24 için üzüldüm, öfkelendim. Bir haber sitesinin okuruna ulaşmasının engellendiği, bir komedyenin sahnede söyledikleri nedeniyle günlerce tutuklu kaldığı bu ülkede devamlı kafamda deli sorularla ne kadar yorulduğumu fark ettim. Mesela sanat ve hikâye anlatmak üzerine düşünürken ifade özgürlüğü konusunu dışarıda bırakmadan yazabilir miyim? Hikâyelerimizi anlatırken ne kadar özgürüz ya da başkalarının hikâyelerini hoşumuza gitmediğinde de duymaya hazır mıyız?
Bu haftaki yazının konusuna dönersek, göç hakkında konuşurken neredeyse her zaman sayılarla başlıyoruz. Geçen haftaki yazıma ben de öyle başlamıştım (şimdi buraya bağlantı koyacaktım ama işte aradığınız sayfaya ulaşılamıyor). Kaç kişi geldi? Kaçı geri döndü? Kaçı daha dönecek? Kaçı gönderilecek? Kaçının çalışma izni var? Bir akademisyen olarak bu soruların yanıtlarını bilmenin önemini anlıyorum ama insanları yalnızca bu sorularla tanımaya çalıştığımızda, hayatlarının büyük bir bölümünü de gözden kaçırmıyor muyuz?
Pazartesi, Göç Araştırmaları Derneği’nde (GAR) George Mason Üniversitesi’nden Prof. Lisa Gilman’ın yeni kitabı Arts Initiatives by Refugees for Refugees üzerine konuşmasını dinledik. Kitabın başlığını Mültecilerin Mülteciler İçin Kurduğu Sanat Girişimleri olarak çevirebiliriz. Kitap, mülteciler için başkalarının düzenlediği sanat etkinliklerinden değil, mültecilerin kendileri ve birbirleri için kurduğu girişimlerden söz ediyor. Prof. Gilman, Malawi’deki bir mülteci kampından Türkiye’de yaşayan Suriyelilere, oradan Fransa’daki Uygurlara uzanan örnekler üzerinden sanatın yerinden edilme deneyimindeki yerini araştırıyor.

Savaş, kayıp ve belirsizlik bu hikâyelerin elbette bir parçası. Fakat ben kitabın dikkat çektiği başka şeylere odaklanmak istiyorum: Yaratıcılık, arkadaşlık, girişimcilik, eğlenmek, kutlamak, birlikte bir şey kurmak. Göç üzerine kurduğumuz dil genelde bizlere bunları hatırlatmıyor. Kamusal tartışmada göçmenlerin önüne çoğunlukla iki rol konuyor. Yardıma muhtaç insanlar ya da zaten yetersiz kaynaklar üzerinde bir yük... Birincisinde hayatlarını yalnızca acı üzerinden, ikincisinde yalnızca maliyet üzerinden okuyoruz. Oysa bunların ötesinde hayatlar var.
GAR’da yürüttüğümüz çalışmalarda bunu farklı biçimlerde ortaya koymaya çalışıyoruz. Örneğin, REBLOOM, İstanbul’daki göçmen sanatçıların eserlerini, performanslarını ve kişisel hikâyelerini bir araya getiren bir buluşma alanı açtı. EGEHUB ise Ege’nin iç içe geçmiş göç hafızalarına, geride bırakılan evlere, değişen mekânlara ve yeni hayat kurma çabalarına sanat yoluyla bakmayı amaçlıyor. Birinde bugün üretmeye devam eden insanlarla, diğerinde yerinden edilmenin mekânlarda bıraktığı izlerle karşılaşıyoruz.
Bu girişimlerin değerini yalnızca izleyicilerin göçmenlere daha fazla empati duymasına bağlamak istemiyorum. Elbette karşılaşmalar önyargıları değiştirebilir, değiştiriyor da. Gene de sanatçının yaptığı işi, bize göçmenlerin de insan olduğunu kanıtlamakla yükümlü tutarsak ona yine kendi hikâyesini anlatma özgürlüğü bırakmamış oluyoruz gibi hissediyorum. Çünkü bir resim, bir şarkı, bir takı yalnızca bizim göç üzerine düşüncemizi değiştirdiği ölçüde değerli değil.
Benzer biçimde “bakın, göçmenler de üretken, yaşadıkları ülkeye katkı sağlıyorlar” demek de tek başına yeterli değil. Evet, sağlıyorlar. Fakat bir insanın saygıyı hak etmesi için girişimci, sanatçı veya toplum açısından “yararlı” olması gerekmez. Çalışamayan, üretemeyen ya da yalnızca dinlenmek isteyen biri de aynı haklara sahip olmalı. Sanata alan açmak, bir haklar tartışmasının yerini almamalı. O tartışmada sıklıkla eksik kalan insan hayatını görmemize yardımcı olmalı.
Burada belki de en önemli soru hikâyeyi kimin kurduğu. Göçmen sanatçıya yalnızca “ülkenden neden ayrıldın?” diye sorarsak, cevabın sınırlarını baştan çizmiş oluyoruz. Oysa yaptığı iş hakkında ne söylemek istediğini, kimlerle birlikte üretmek istediğini ve izleyici olarak bizden ne beklediğini de sorabiliriz. Hatta eserinin göçle ilgili olması da gerekmez. İnsanlar her gün hayatlarının tek bir başlığı altında yaşamıyor.
Bir başkasının kendini ifade etme özgürlüğünü savunmak için anlattıklarını beğenmemiz gerekmiyor. Bir eseri sevmeyebilir, bir şakaya gülmeyebilir, bir yazıya katılmayabiliriz. İtiraz eder, eleştirir, tartışırız. Sorun şu ki beğenimizi bir başkasının konuşabilmesinin şartı haline getirdiğimizde, ona tanıdığımız alanı kendi onayımıza bağlamış oluyoruz. Göçmen sanatçıdan sürekli acısını anlatmasını ya da topluma katkısını kanıtlamasını beklediğimizde de böyle bir sınır çiziyoruz.
Biliyorum, bir mülteci sanatçının karşılaştığı engellerle bir gazeteye getirilen erişim yasağı veya bir komedyenin tutuklanması aynı deneyimler değil. Yine de bu farklı deneyimler üzerine birlikte düşünmek, kamusal alanda hangi sözlere yer açtığımızı görmemize yardımcı olabilir. Gazetecilik insanların yaşadıklarını görünür kılıyor. Sanat ise insanların kendilerini, haberlerin ve istatistiklerin sunduğu çerçevelerin dışında ifade edebilmesine alan açıyor. Bu alanların daralması, duyamadığımız hayatların çoğalması demek. Maalesef bu alanlar gittikçe daralıyor.
Bu nedenle T24’e getirilen erişim engelini yalnızca burada çalışan gazetecilerin veya yazan bizlerin meselesi olarak görmemek lazım. Bir haberin okura ulaşmasını engellemek, o haberde hayatı anlatılan insanların duyulma imkânını da daraltıyor. LGBTİ+’ların yaşadıklarını haberleştirmeyi “propaganda” sayan yaklaşım, bu insanların deneyimlerinin kamusal tartışmada yer almasını başlı başına sorun haline getiriyor. Göçmenler üzerine çalışırken de benzer bir soruyla karşılaşıyoruz: İnsanları yalnızca onlar hakkında konuşulan tartışmalarda mı göreceğiz, yoksa kendi sözlerini de dinleyecek miyiz?
Sayılar olmadan göç politikası yapamayız. İnsanların hukuki statülerini, barınma ve çalışma koşullarını bilmek zorundayız ama sayıların anlattığı şeyin bir sınırı var. Bir insanın kaç kez yer değiştirdiğini kaydedebiliriz ama yeni bir yerde kimlerle dostluk kurduğunu, neyi yeniden yapmaya başladığını ya da neyi kutlamak istediğini ortaya çıkardığımız sayısal tablodan okuyamayız.
İşte göç üzerine daha iyi konuşmaya tam da buradan başlayabiliriz: Kaç kişinin geldiğini sormaya devam ederken geldikten sonra nasıl yaşadıklarını da merak ederek. En önemlisi de onların kendi cevaplarını, bizim onlar için yazdığımız hikâyelere sığdırmaya çalışmadan dinleyerek.
Bunu yapabilmek için o cevapların bize ulaşabileceği alanları da savunmamız gerekiyor. GAR’da konuştuğumuz sanat girişimlerinin, bir komedyenin sahnede söylediklerinin ve bir gazetede okuduğumuz haberlerin hayatımızdaki yeri birbirinden farklı. Hepsini kendi seçimimizle dinleyebilmek, izleyebilmek ve okuyabilmek istiyoruz, insanların kendi hikâyelerini anlatabilmesini ve bizim de onları duyabilmemizi savunarak…
T24'ten kamuyona - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!
Ne oldu?
Karar tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı
Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi.
T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!
T24 hakkında iftira ve linç kampanyası
T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.
DOĞAN AKIN YAZDI:
T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi
Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!
‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!
Dünyada ve Türkiye’de T2417 yıldır tek kuruş almadı!Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı. Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi. Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu. Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.
|
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|
Çizgi: Selçuk Demirel

