"Yaşamak için hakiki bir neden bulamayan biri, kötülüğü bile sahiplenebilir"
Abdullah Aren Çelik, Everest Yayınları’ndan yayımlanan yeni romanı Kimseler Beklemezken’de, genç gazeteci Derin’in yaptığı bir haberin ardından açılan tehlikeli yolu, aile sırları, cezasızlık, vicdan ve geçmişin gölgeleri üzerinden anlatıyor. Annesinin ölümüyle sarsılan Derin’in hayatı eski bir kartpostalla bambaşka bir arayışa dönüşürken roman, hakikatin bizi gerçekten özgürleştirip özgürleştirmediğini de sorguluyor.
Romanı özellikle kişisel olanla siyasi olan arasında kurduğu doğal bağ nedeniyle sevdim. Çelik, geçmişin tarih kitaplarında kalmadığını, ailelerin içine, ilişkilerin arasına, hatta insanın kendisiyle kurduğu bağa kadar sızabildiğini gösteriyor. Romanın en güçlü yanı, gerilimi yalnızca “Ne oldu?” sorusuna yaslamaması; “Bir insan öğrendiği gerçekle ne yapar?” sorusunu da sürekli canlı tutması. Üstelik bunu yer yer sertleşen, karanlıklaşan ama kolayca melodrama düşmeyen bir anlatıyla yapıyor. Kimseler Beklemezken, bir aile sırrının peşine düşen bir kadının hikâyesinden öte, cezasızlığın ve geçmişten devralınan yüklerin insan hayatında nasıl hüküm sürdüğüne dair etkileyici bir roman.
Yediler Teknesi ile Vedat Türkali Jüri Özel Ödülü’nü alan Çelik’le yeni romanını konuştuk.

- Kaleminle ilk kez tanışıyorum ve etkilendim. Seni biraz daha yakından tanımak istiyorum. Yazıya ne zaman başladın?
Yazıyla ilişkim bir kitabın büyüsüne kapılarak ya da bir yazarın peşine düşerek değil, konuşamadığım yerde yazıya sığınarak başladı. Küçük bir çocukken konuşmak benim için kolay değildi, kekelerdim. Öyle ki bazı sözcükler dilimin ucuna takılıp kalırdı. Kimi zaman sesli harfle, kimi zaman sessiz harfle başlayan bir sözcükte takılırdım. Bu yüzden konuşmadan önce kendimi farklı bir sözcükle hazırlıksız yakalayacak, zihnimi bilinç akışına teslim edecek bir yol arardım, konuşmanın en kolay yolu buydu benim için. Galiba bu yüzden, çocukken yazdıklarım gibi konuşacağım günlerin hayalini kurdum hep.
- Yazı senin için önce kendini ifade edebilmenin bir yolu olmuş…
Evet. Sonrasında ise şunu fark ettim, insan konuşurken kekeliyor ama yazarken değil, yazı kekemeliği kabul eden bir şey değil çünkü. Ayrıca zamanla yazının, insanın söylemek istediklerine ulaşabildiği güzel bir yol olduğunu anladım. Bugün geriye dönüp baktığımda, yazıya olan yatkınlığımın pek de romantize edilecek bir şey olmadığını görüyorum, hepsi aslında kendimi ifade etmenin bir yoluymuş
- Ya sonra?
(Gülüyor…) Sonra ne mi oldu? Yazdıklarımı sesli okudum, okudukça dilim çözüldü, dilim çözüldükçe yazdığı gibi konuşan biri değil, konuştuğu gibi yazan biri oldum.
- Peki, ilk kitap ne zaman geldi?
İlerde Hep Yalnız 2016 yılında yayımlandı, o günden bugüne dört roman, çeviri, eleştiri yazıları eklendi.
- Aren kimdir desem?
Bugüne kadar verebildiğim bir yanıtı olmadı, galiba benim için cevaplanması en zor soru bu.
- Yeni romanın Kimseler Beklemezken’in ana karakteri Derin, gerçeğin peşinde koşan ancak özel hayatında boşluklar olan bir gazeteci. İnsan başkalarının hayatını kendi hayatından daha mı kolay görür? Ne dersin?
Eşini trafik kazasında kaybeden bir arkadaşım, kazaya ait görüntülerin televizyonda yayınlandığını gördüğünde, çocuklarıyla birlikte yaşadığı trajediyi anlatmıştı. Kazadan sonra çocuklarına, başka insanların ölümüyle sonuçlanan trafik kazalarının görüntülerini sık sık izlettiğini söylemişti.
- Neden?
Galiba başkasının acısında teselli bulmak için. Çünkü başkasının hayatı bize kendi hayatımızı düşünmek için daha güvenli bir mesafe sunuyor. Bu tuhaf davranışın nedeni bu olmalıydı. Derin’in hikâyesi de biraz böyle ortaya çıktı. Başkasının hayatını görüp kendi hayatına yabancılaşan bir kadının hikâyesi. Derin kendi hayatından ne kadar kaçarsa kaçsın, sonunda kendisiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
- Cezasız kalan bir suç gerçekten biter mi? Yoksa bedelini birileri ödemeye devam mı eder?
Fail cezasız kalmışsa suç bitmiş sayılmaz. Kim, bir yakınının canını alan kişinin cezasız kalmasını ister ki? Çoğu zaman adaletin sağlanmadığı yerde bedeli acısıyla baş başa kalanlar ve sonraki kuşaklar ödüyor. Bizde de neredeyse bir asırdır işlenen her suçun, yapılan her hırsızlığın, her politik cinayetin bedelini sonraki kuşaklar ödedi. Toplumun hafızasında asıl hasar bırakan da bu suçların karşılıksız kalması oldu.
- Romanda da tam olarak bu kuşaklar arası bedeli görüyoruz...
Evet. Kimseler Beklemezken’de cezasız kalan suçun kime ya da kimlere miras kaldığını anlattım. Derin’in ve annesinin yaşadığı da biraz bu. Çünkü kendilerinin işlemediği bir suçun bedelini hayatları boyunca ödeyen onlar oluyor.

- Dikkatimi çeken, romanda edebiyatın kendisinin de masum olmadığıydı. Başkasının acısını anlatan bir yazar suçlanabilir mi? Bir yazarı yazdıkları üzerinden yargılayabilir miyiz?
Bir yazarı kendi metniyle özdeşleştirip orada bir suçlu aradığımızda, bunun kolaylıkla bir cadı avına dönüşebileceğini düşünüyorum. Çünkü edebiyatın her okur için taşıdığı anlam farklı, mesela bir okur için masum olan bir metin, bir başkası için suç teşkil edebilir. Dolayısıyla bir yazarı yazdıkları nedeniyle yargılamaya başladığımızda sınır gitgide belirsizleşir ve nerede durulacağını kestirmek de zor olur artık. Bu da oldukça tehlikeli bir şey.
- Peki suç değilse, sorumluluk? Yazarın sorumluluğu nerede başlar, nerede biter?
Az önce sözünü ettiğin “başkasının acısını anlatmak” kısmı bu açıdan önemli. Çünkü yazarın asıl sorumluluğu tam da burada başlıyor. Bir başkasının acısını anlatmak, ona bir anlam vermektir de aynı zamanda. Bu nedenle bir yazarın eserini merkeze alarak, onun hakikatle kurduğu ilişki üzerinden düşünmek daha doğru geliyor bana. Dolayısıyla kitaptaki kötücül karakter için de farklı düşünmüyorum; biz bir yazarı yazdıkları nedeniyle değil, yaptıkları nedeniyle suçlayabiliriz ancak. Eğer yazarın yazdıkları kötücül eylemlerine dair bir delil taşıyorsa, o zaman başka türlü bir değerlendirme yapmak gerekiyor.
- Hakikati arayan herkes romanda biraz geç kalıyor sanki.
Sadi Şirazi’nin, “Bize bir hayat daha gerekli, zira bunu yalnızca umut etmekle geçirdik” diye bir sözü vardır. İnsanın geç kalmışlığına dair ne kadar güzel bir söz bu. Samuel Beckett’ın da buna yakın bir düşüncesi olduğunu hatırlıyorum. “Bir kere yaşanmış hayat, hiç yaşanmamış da sayılır.” Belki de insan hayatı biraz da geç kalmaların toplamıdır. İnsan bazen başkasına, bazen de kendisine geç kalır. Ama mutlaka geç kalır. Bu yüzden romandaki geç kalmışlık bana umutsuzluktan çok insan olmanın bir hali gibi geliyor. Bir şeylere geç kalabiliriz, bütün mesele geç kaldığımızı fark ettiğimiz anda hâlâ yapabileceğimiz bir şeylerin olduğunu bilmektir. Reşat’ın yaşamı bana kalırsa bütün bu sözlerin bir özeti gibi.
- Hakikat mi insanı özgürleştirir, yoksa hakikate ulaşmak için önce özgür mü olmak gerekir?
Hakikati bilmek ve savunmak için özgür olmak gerekir. Özgür olabilmek içinse bir hakikate ihtiyaç vardır. Ama her şeyden önce özgürlük gelir, ancak özgür bir insan hakikati savunabilir.
- Romanda devletlerin sakladığıyla ailelerin sakladığı arasında nasıl bir benzerlik var?
Devletlerin sakladığı sırlarla Kimseler Beklemezken’de Derin’in hayatında saklı kalanlar arasında bir ilişki var. Sen de okurken fark etmişsindir; bunlar hem birbirine benzeyen hem de ayrılan şeyler. Çünkü saklananlar hem aile hem de devlet için kurdukları ilişkileri değiştirme potansiyeli taşıyor. Burada benim için önemli olan, aile sırlarıyla devlet sırlarının bir noktada kesişmesi oldu.
- Derin’in kişisel hikâyesiyle siyasi hikâye aslında birbirinden ayrı değil diyebilir miyiz?
Evet. Belki de Kimseler Beklemezken’i ilginç kılan şeylerden biri bu. Bütün bu benzerliklerin üzerinden romanın alt metni ortaya çıkıyor.
- “Yaşamak için hakiki bir neden bulamayan biri, kötülüğü bile sahiplenebilir.” Sence insan kötülüğü gerçekten bir inanç gibi sahiplenebilir mi?
Ebru, bir süre önce seri katiller üzerine bir araştırma yaptım. Yakalanan katillerden birine polis sorgusunda, onca insanı neden öldürdüğü sorulduğunda verdiği cevap aklımdan hiç çıkmadı. “Bir nedeni yoktu. Evimden çıktım ve karşılaştığım ilk insanı öldürecektim” demişti. “Nedeni yok, canım öyle istedi” diye devam etmişti.
- Korkunç değil mi?
Evet. Beni asıl düşündüren, yaptığı şey kadar ortada hiçbir neden olmadığını söyleyebilmesiydi. Oysa biz kendimizi katilin yerine koyup bir nedeni olsun istiyoruz. Sanki bir nedeni olduğunda her şey daha kabul edilebilir olacakmış gibi. Kimseler Beklemezken’in bir tarafı da tam olarak bu adamın o serinkanlı sözleri üzerine kuruldu. Kitabı yazarken uzun süre kendime, “Kötülük yapmak bir tercih olabilir mi?” diye sordum. En zor yazdığım bölüm de kitabın girişindeki koşturma sahnesi ve devamı oldu bu yüzden.
- Peki, nasıl bir cevaba ulaştın?
Bir insan, yalnızca can sıkıntısından bile kötülüğü seçip bir inanca dönüştürebilir.
- Ya iyilik gibi gösterilen kötülükler? İnsan yaptığı kötülüğü ahlaki gerekçeyle anlattığında daha mı tehlikeli hale gelir? Ne dersin?
Kesinlikle. En azından okuduklarım bana bunu söyledi, yanılıyor olabilirim. İşlediği cinayetleri ahlaki gerekçelerle açıklayan biri, başkaları tarafından örnek alınabilir. Kitapta insan yaşamından bir eser yaratan kişinin düşüncesi tam da buna verilebilecek bir örnek bence. İnsan yaptığı kötülüğe ahlaki bir gerekçe bulduğunda, kötülüğü yalnızca kendisi için meşrulaştırmış olmaz, onu iyilik gibi göstermeye de çalışır. Ülkesi adına, dini adına, ideolojisi adına işlenen cinayetlere bakarsanız bu iyilik düşüncesinin altındaki kötülüğü görebilirsiniz. İnsanlar başkalarına acı çektirirken bunu düzeni korumak, birilerini kurtarmak ve daha büyük bir iyiliğe katkı sunmak için yaptıklarına inanabiliyorlar.
T24'ten kamuyona - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!
Ne oldu?
Karar tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı
Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi.
T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!
T24 hakkında iftira ve linç kampanyası
T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.
DOĞAN AKIN YAZDI:
T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi
Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!
‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!
Dünyada ve Türkiye’de T2417 yıldır tek kuruş almadı!Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı. Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi. Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu. Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.
|
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|
Çizgi: Selçuk Demirel

