Evet, modernleşme Türkiye’de bir görüntü ve görsellik üstünden gerçekleşti ama gerçek modernleşme demek olan toplum/birey oluşumuna, demokratikleşmeye, siyasetin devlet alanı dışında yapılmasına Türkiye son iki yüz yılda erişemedi. Modernleşme tarihimizin artık kısa olduğunu söylemek olanaksız.
Bu kısır döngüyü yaratan asli bir unsur var mıdır diye düşündüğümde karşıma hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde liberal doktrine dönük bilgi eksiği ve hukuk yetersizliği, hukuka ait özerk alanın oluşmaması çıkıyor.
***
Hukuk, başlangıçtan itibaren devletin bir sınır içine alınmasıdır. Hukukun temel çelişkisi de budur: çünkü, hukuku uygulayacak olan devlettir ve devlet kendisini hukukla sınırlamak zorundadır. Bahsettiğim kısıtlama tek başına aşılmaz. Eğer bir ülkede gerçekten demokratik ve anayasal bir durum varsa, ancak o zaman hukuk devleti sınırlar. Daha doğrusu devlet kendisini bir çizginin gerisinde tutar. Yoksa hukukun devlete her türlü yetkiyi vermesi fakat yurttaşa sınır getirmesi gibi bir model düşünülemez. Hukuku uygulayan organın (ve erkin) devlet olması ona ayrıcalıklar tanır ama bu ilişki devletin hukuken a priori güçlü olmasını sağlamaz. O nedenle devlet kendisine karşı dava açılabilen, haksızlık yaptığı iddia edilen bir hükmi şahsiyettir.
Bu mekanizmayı kuvvetler ayrılığı ilkesi kurar. Modern devlet yönetiminin özünü kuvvetler ayrılığındadır. Kuvvetlerin bölünmemesi modernlik öncesi devlet modellerine aittir. Ancak kuvvetlerin ayrışmasıyla hukuki ve sosyal modernleşme gerçekleşir. Hemen belirteyim: yanılmamak gerekir, kuvvetler ayrılığı demokratik devleti oluşturmaz. Kuvvetlerin ayrışması demokrasiden çok daha önemlidir. Bir devlet kuvvetleri birleştirmeye çalışıyorsa orada ciddi bir sorun var demektir. Yasama ve yürütmenin iç içe geçmesi yine bir ölçüye kadar benimsenebilir ama yargının bağımsızlığını yitirmesi vahimden daha vahimdir.
***
Türkiye’de devlet kendisini daima güçlü gördü. Toplumun oluşmaması nedeniyle, toplumun kendi kendisine yetmemesi nedeniyle, Doğu toplumlarında devletin tuttuğu yerin, taşıdığı anlamın özgüllüğü nedeniyle halk da devleti daima kendi üstünde gördü. Yüce bir varlık addederek kendisi hakkında karar vermeye mezun bir kurum olarak telakki etti devleti. Daha da fazlası, devletin kendisi hakkında verdiği kararın, yine geleneğin getirdiği bir düşünüş biçimiyle, haklı ve doğru olacağına inandı.
O zaman Türkiye en vahim sonucu yaşadı ve özel alanı geliştirmedi. Özel alan anlayışı Türkiye’de çok sınırlıdır. Her zaman söylediğim gibi, Türkiye, toplumsal alanı, topluma ait alanı (public space) kamusal alan diye tanımlar. Akıl almayacak bir hatadır. O alan topluma aittir, kamu ise devlettir. Fakat bilinç dışımızdaki anlayış bize bu özdeşliği kurdurur. Devlet de bu boşluğu kullanarak toplumun üstüne gelir, onun geriye çekildiği alanı doldurur. Mahkeme salonu kamusal alandır, orada da halk ve toplum vardır ama devletin kontrolü altındadır. Taksim meydanı ise toplumsal alandır, serbestiyet içindedir ve devlet yoktur.
Bütün bunlar liberal demokrasinin tanımlarıdır. Çok şaşırtıcı şekilde, vurguladığım gibi, Türkiye’deki modernleşme liberal bir anlayışla değil, şaşırtıcı bazı nüansları içerecek şekilde, toplumsallık üstünden gelişmiştir. Türkiye önce sosyal olmuştur sonra demokrasi aramaya başlamıştır. Cumhuriyetin tanımı, cumhuriyet dönemi uygulamalarının özü bizde budur.
***
Neticede bugünkü demokrasi anlayışıyla fazlasıyla çatışan bir modele gelip dayanmış bulunuyoruz. Bugün de toplumu, haddinden fazla diyeceğim şekilde, tayin etmeye, yönlendirmeye çalışan bir devlet söz konusu. Devlet bugünkü yönlendirme çabasını hukuk üstünden göstermiyor. Demokratik mekanizmaları öne sürerek geliştiriyor. Seçilmiş olmanın ve yürütme çoğunluğunu esas alarak topluma kendi iyisini yansıtıyor, toplumdan o iyiye uymasını istiyor. Toplumsal çeşitlenmenin, çoğulculuğun, farklılaşmanın git gide arttığı bir ortamda muhafazakâr olmanın getirdiği refleksle yeniden homojen ve üniform, dayanışmacı (solidarist) bir toplum kurmaya gayret ediyor.
Her benzeri yönelimde olduğu gibi bu maksadına ahlaki değerler üstünden/aracılığıyla ulaşmaya çalışıyor. Ahlak toplumsal iyi adına en çok başvurulan ve kullanılan kavramdır. Oysa ahlak sosyolojik olarak daima döngüseldir, yani temel önermeleriyle sonuçları daima aynı olan bir kavramdır. Mutlak, hiç değişmeyen, daima aynı kalan normatif bir toplumu tasavvur eder. Bu nedenle tarihin herhangi bir dönemindeki ahlaki bir önerme tarihin bir başka döneminde de aynıdır ve aynı iddialarla ortaya gelir. Değişmeyen bir hukuk anlayışına tekabül eder. Hâlâ Hazreti Musa’ya emredilen evamir-i aşereyi (on emir) tam manasıyla tatbik edersek kusursuz, eksiksiz bir insana ve topluma ulaşacağımıza inanıyoruz.
***
Türkiye’de sürdürülen siyaset tamı tamına bu yönteme dayanır. Hakim zihniyetin kaynağı Ziya Gökalp’tir. Ziya Gökalp ‘ahlak yolu pek dardır/ tetik bas önü yardır’ derken şiirin izleyen bölümlerinde bugün dehşetle karşılanması gereken şeyler söyler: ‘hak milletin, şan onun/ gövde senin can onun (...) ben sen yok biz varız/hem Ogan hem kullarız/biz demek bir demektir/ben sen ona taparız (...) yasa bir ahlaktır ki/baş vermektir temeli (...) millete ver canını/ocağını, şanını/ bir aşık bile olsan/feda et cananı.’
Bugünün dünyası beden, kimlik, fark, tanıma politikaları üstünden gelişiyor. O politikaların böyle bir anlayışla örtüşmesi olanaksız. Bir toplumun tüm ahlaki değerlerinin bir çırpıda dönüşmesini beklemek saçmalıktır. Elbette bir toplumda tutucu bir çevre bulunacak ve özgürlük içinde itirazını dile getirecektir. Ama bir toplumun tamamını tutucu bir mantıkla ve azınlık hakkını gözetmeksizin çoğunluk gücüyle yönlendirmek, belli bir norma uymaya zorlamak da kendi içinde çelişki kurmaktır, devlet yani kamu alanını genişlettikçe genişletmektir ki, o toplumun erginleşmesi olanaksızdır. Demokrasi iktidarın, çoğunluğun azınlık haklarını gözetmeye zorunlu olduğu yönetimdir. Hele hukukun o yönde işlemesi büsbütün kısıtları olan bir yaklaşımdır. Her toplum erginleşmek için mevcuttur ve ancak erginleşen toplumlar toplumdur, diğerleri topluluktur.
Sonuç mu, T24 erişim engeline açılan davanın kararını bekliyoruz...
|
T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi! Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldıAdalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe! T24 hakkında iftira ve linç kampanyasıT24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu. DOĞAN AKIN YAZDI: T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun! ‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim! |
Dünyada ve Türkiye’de T2417 yıldır tek kuruş almadı!Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı. Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi. Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu. Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.
|
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|
Çizgi: Selçuk Demirel

