Bugün için, yazmakta olduğum Kürt meselesine devam etmeyi kafamda kurarken T24 haber sitesinin kapatılma haberi geldi. Kürt meselesi hakkında söyleyeceklerimle sitenin karartılması hakkında düşündüklerim birbiriyle örtüşüyor. O nedenle her iki problemin mevcudiyetini, haber geldiğinden beri üstünde düşündüğüm üç nedene bağlayacağım: Türkiye’nin bir türlü gerçekleştiremediği, bir türlü aşamadığı üç çıkmaza da diyebilirim buna; toplum/birey olamamak, devlet dışında siyaset yapamamak, demokrasi oluşturamamak.
* * *
Türkiye Tanzimat’tan bu yana kendi anlayışı doğrultusunda modernleşiyor. Bu modernleşmeye Batı-dışı-modernleşme demek gerekir. Bir yanıyla hayli Oryantalist bir gelişme bu. (Oryantalizm konunu başka bir yazıda irdeleyeceğim.) Öyle, çünkü, modernleşmemizin özünü Batıya benzemek ve kendimizi Batıya sevdirmek, Batılı gibi görünürsek bizi içlerine alacakları düşüncesi oluşturuyor.
Çok tekrarlanan ve yavanlaşan bir örneği ben de bütün yetersizliğine rağmen vereyim: örneğin Japonya veya Rusya veya Yunanistan gibi olmadık, kendimize ait kültürel değerleri koruyarak Batılılaşmayı benimsemedik. Temel tercihin bazı özgül nedenleri var. Niye alfabeyi korumadık demekten çok alfabeyi (şu basit açıklamaların dışında ve onlarla birlikte) neden değiştirdik sorusu üstünde durmak gerekir. Türkiye ne Rusya’ydı ne Japonya ama sonunda, evet, ‘Batılı gibi olmak çabamız’ ağır bastı.
II. Mahmut’tan beri devam eden bir gerçekten söz ediyoruz. II. Mahmut, daha sonra gelen reformcu padişahlar (Abdülmecid, Abdülaziz, Abdülhamit) döneminde de sürdürülen, İttihatçıların ve Kemalistlerin devam edip sonuçlandırdığı reformları başlatan kişidir. (Başlangıç III. Selim’dir, Fransız Devrimi yılında tahta çıkmıştır.) Daha sonra ‘inkılap’ olarak gerçekleştirilen hemen her şeyi düşünmüş ve kısmen uygulamıştır. Örneğin resimlerini devlet dairelerine astırmıştır, örneğin kılık kıyafeti dönüştürmüştür, örneğin Batı tarzı bakanlıkları (nezaretleri) kurmuştur, örneğin Batı tarzı mimarlığı başlatmıştır, örneğin ilkokul eğitimini zorunlu hale getirmiştir, Neticede adı ‘Gavur Padişah’a çıkarılmıştır. Hepsinden önemlisi Tanzimat’ı hazırlamıştır. 3 Kasım 1839’da okunan fermandan önce 1 Temmuz 1839’da vefat etmiştir.
* * *
Asıl olan şekil değişmeleri, ‘görünürdeki’ dönüşüm değil, Tanzimat Fermanıdır. Modernleşmenin biçim üstünden gerçekleştirilmesi kolay. Bir emirle II. Mahmut herkesi sakal tıraşı olmaya icbar etti. Ama gerçek anlamdaki modernleşme hukuk ve toplum dönüşümüdür. Ferman bunu kısmen sağlamış, hiç değilse yolunu açmıştır. Fermanla birlikte hukuk sistemi yerinden oynatılmıştır. Kulluk-bireylik ilişkisi ilk kez sınırlanmıştır, bugünkü anlamıyla olmasa bile, hukukun üstünlüğü kabul edilmiştir. Onlara bağlı olarak toplum denen kavram yeni bir anlama erişmiştir. Çünkü, mülkiyet hakkı yeni bir yaklaşımla tesis edilmiştir. Gazete, tiyatro, tefrika roman, yeni tarz kahvehanelerle kamusal alan genişlemiştir. Dönüşüm devam etmiştir. Atatürk döneminde Medeni Kanunun kabulü başlı başına bir esastır. Çabanın özünü bireyin oluşumu, devletin geriye çekilmesi, topluma alan açılması meydana getirir. Oradan devam edeyim
Modernleşme çabası ancak siyaset demokratik bir zemine oturur, devlet geriye çekilir ve toplum gerçek anlamıyla oluşursa tamamlanacaktı. II. Mahmut’tan sonra devam eden tarihte Türkiye siyaseti teşkil etmenin yolunu aramıştır. İlk seçimler dağınık ve yerel şekilde 1860’ta, ama ilk siyasi seçim 1876-77’dir. Henüz partiler yoktu, daha sonra Atatürk döneminde uygulanacağı şekilde seçimler iki dereceliydi, ilk seçmenlerin seçtikleri arasından ikinci seçmenler nihai tercihleri gerçekleştiriyordu. Madem öyle onu da yazayım, ilk siyasi ‘oluşum’ 1889 tarihli İttihat ve Terakki’dir ama ilk siyasi parti 1908 kuruluşlu Ahrar Fırkasıdır. Abdülhamit döneminin onca hengameli olaylarından sonra Jön Türklerin dönüşerek oluşturduğu İttihatçılar, hürriyet tartışmaları arasında ilk kez ‘modern’ siyasal seçimleri denedi. Bizdeki ezbercilerin sandığının aksine ilk çok partili seçim Kasım-Aralık 1908’dedir. Fakat yetmez. Çünkü 1912’de iş ‘sopalı seçim’e gelip dayanır. Modern siyaseti önerenler siyasetin modernleşmesine, toplumun teşekkülüne karşı çıkmıştır.
İşte yapamadığımız dediğim budur: Zaman zaman görülen genişleme dönemlerinde bazı açılımlar olsa da sonunda toplum ve birey sürekli olarak geriye itilir. Cumhuriyet dönemi de bu yarayı taşır. Komünizmi bile ‘gerekiyorsa’ devlet getirecektir. Oysa devlet-toplum ilişkisini, hatta toplumun kendi içindeki ilişkileri düzenlemek demokratik yönetimin işidir. Modernleşme, çok sevdiğim deyimle ‘kıyısız’ bir demokratikleşme meydana getiriyorsa modernleşmedir. Yoksa ortaya biçim şartlarını aşamamış, teknik bir modernleşme çıkar ki, bizim modelimiz tamı tamına budur.
O nedenle Türkiye’deki en derin, en kapsamlı modernleşme çelişkisi devlet-toplum/devlet-siyaset üçgeninde yaşanır. Anlattığım tarih bu kurguyu gerçekleştirmek maksadını gütse de başaramamışızdır.
* * *
Türkiye, bugün bir toplum değildir. Topluluklar toplamıdır. Çeşitli cemaatler mevcuttur ve her cemaat içine dönük, dışına kapalıdır. Her topluluk kendi çıkarının peşindedir. Ortak toplumsal iyinin peşinde değildir. Topluluklar sadece bir hakkın neden kendileri için iyi olacağını anlatır ama topluma getireceği katkıdan hiç söz etmez. Kürt meselesinin bugüne kadar sürüncemede kalmasının başlıca sebebi budur.
Toplum problemine ekleyeceğim bir diğer çıkmaz, bireyin oluşmamasıdır. Biz kendimizi sürekli olan bir yerlere armağan ve feda ederiz. Öteye gitmeye gerek yok, bu toplumda en büyük paydayı meydana getiren futbol izleyicisinin söylediği marşları dinleyin yeter. Yine bu toplumda, "İntihar etmek için annemin ölmesini bekliyorum" diyenler mevcuttur. Ortak bir cemaat ahlakının normlarını benimseyip onun dışına çıkarsak başımıza geleceklerin hesabını yaparız. Daha öteye gitmek istemiyorum. Mülkiyet hakkının tesisi liberal doktrinde bireyin teşekkülü için esastır. Mülkiyetin yüzde kaçının devlette olduğuna bakalım. Aman sakın kimse İngiltere örneğini vermesin. Neticede onlar liberal doktrini kurmuş bir toplumdur biz ise tam da bu eksiğimizle liberal doktrinin yanından bile geçemeyiz ama bu açmazımızı görmemek gibi bir meziyetimiz de mevcuttur.
İkinci büyük açmaz, siyasetin daima devlet içinde, devlet için, devlete dönük, devlet yararı için yapılmasıdır. Her zaman söyledim, bir daha belirteyim, demokratik kuram açısından benim için en hazin anlardan biri, Bülent Ecevit çapında bir politikacının parlamentoda "Burası devlete meydan okunacak yer değildir" dediği andır. Elbette parlamento devlete meydan okunacak yerdir. Parlamento devleti kurar ve değiştirir. Orada değilse devlet nerede tartışmaya açılacak? Kısacası, topluma, toplum yararı için siyaset olanağı verilmedi, veremedik. O kadar veremedik ki, bakın yukarıda ilk partinin Ahrar Fırkası olduğunu yazdım, doğrudur, ama ondan önce 1859’da Tanzimat hareketine karşı olanlar Fedailer Cemiyeti’ni kurmuştur. Siyaset imkanı verilmeyen toplum bunu yapar, yer altına çekilir. Zannederim derin devlet dediğimiz o vahim teşkilatın nedenini de, kökenini de bu siyasetsizlik meydana getiriyor.
Üçüncü darboğaz demokrasidir. Partiler olsa da, dört yılda bir seçim yapılsa da, halk seçime her şeyden daha fazla teveccüh etse de Türkiye’de kurumlar bağlamında, sivil toplum doğrultusunda, en nihayet şu yukarıda saydığım hususların müşterek vektörüyle maalesef demokrasiyi kuramamışızdır. Seçim ve parti mevcudiyeti demokrasi değildir. Hiç değildir. Bir ülke siyaseti devlet muhakemesinin sınırları içinde yapıyorsa orada demokrasi yoktur.
T24 kararının arkasında da, Kürt konusunun dolambaçlı yollarında ve tükettiği zamanda da ben bu sorunları görüyorum. O üç eksiklik bize bizi anlatmaya yeter.
Ama anlamak isteyenler için...
|
T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi! Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldıAdalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe! T24 hakkında iftira ve linç kampanyasıT24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu. DOĞAN AKIN YAZDI: T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun! ‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim! |
Dünyada ve Türkiye’de T2417 yıldır tek kuruş almadı!Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı. Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi. Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu. Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.
|
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|
Çizgi: Selçuk Demirel

