GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN - 44
Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla...
Evet, bu sefer de Çin memleketindeyim
katilim zamanla baş başa...
Baş başayım, katilim zamanla...
Bu dize, Ingeborg Bachmann’ın bir şiirinden.
Yine geçmişteyim çünkü...
Bazen kendi kendime soruyorum:
Yoksa hatıralarına takılıp kalmış
bir deli misin sen?
Sürekli anılarda dolaşan bir adem...
Çin Devrimi 70. yılını kutluyor.
Çin'e ilk kez 1979'da gitmiştim.
Devrim 30 yaşındaydı.
Çin'e son kez yolum 1999'da düştüğünde
Devrim'in 50. yıl kutlamalarına katılmıştım.
1979 yılı Eylül ayı, Çin Devrimi'nin 30 yılında Örsan Öymen'le (ikinci sıradaki şapkalı ikinci)
40 gün Çin'i dolaşmıştık
Geçen gün 1 Ekim'de 70 yaşına bastı Devrim
ama bunca yıl bir soru güncelliğini hiç yitirmedi:
Çin'i de Sovyetler Birliği'nin akıbeti
mi bekliyor, bir başka deyişle,
Sovyet İhtilali gibi Çin Devrim'i de
tarihin sayfaları arasında kaybolup gidecek mi?
Bu soru, Cüce Deng'in Komünist Partisi eliyle
Çin'i zorla, tepeden inme 'kapitalizm'e
ve dışa açmaya başladığı 1970'lerden beri geçerlidir.
1999'da Şangay'dan Milliyet'e şu satırları yazmıştım:
Çin, ruhunu kapitalizme teslim etmeyebilir
ama aynı da kalmayacak.
Kafalar, ilişkiler, toplum ve
devlet düzeni değişecek Çin'de.
Çare yok! Yüz yılın başında
Şangay kapitalizmin cenneti diye anılırmış.
Sonra Komünistler gelmiş, otuz yıl boyunca
Şangay’da kapitalizm adına
ne var ne yok hepsini kazımışlar.
Şimdi yüzyılın sonunda Şangay
yine aslına dönüyor.
Barış Oteli’nden çıktım.
Sarı Nehir’e doğru yürüyorum.
Kıyıda, Başkan Mao’nun kocaman heykeli.
Acaba bugünleri görse, ne derdi?
Kızıl Kitap’ın sayfalarını gelişi güzel karıştırıyorum,
1940’ta demiş ki Mao:
“Komünizm yeni bir sosyal sistemdir.
Feodalizm nasıl ki tarih müzesindeki
yerini aldıysa, kapitalizm de
Sovyetler Birliği’nde
müzelik olmuş durumda.
Kapitalizm bundan böyle,
hızla ölümüne yaklaşan
bir insan ve batan bir güneş gibi,
çok yakında her yerde müzelik olacak.”
Ama dediği çıkmadı Mao'nun.
Rusya’da da geri geldi kapitalizm, Çin’de de...
İki ülkede de müzelik olmadı kapitalizm.

1999'daki seyahatimde Beijing'e,
eski adıyla Pekin'e dair izlenimlerimi,
Çin'de değişen zamanları da yazmıştım Milliyet'te:
Beijing'de bir kahve.
O zamanlarda Beijing'te,
kapısında kocaman
“Uyuşturucu ve nükleer silah
sokulması yasaktır!” diye yazan,
upuzun Amerikan barının arkasına
John Lennon’la Yoko’nun
“Savaş bitti, eğer istiyorsan!”
sloganı iliştirilmiş olan,
Avustralyalı rock grubunun yaptığı
canlı müziğin oynak temposundan
hiç kopmaksızın çalışan Çinli garson kızların
mini mini etekleriyle ortalıkta koşuşturdukları
Hard Rock Cafe yoktu, tabii.
Duvarlarında Beatles’ın, Elvis’in,
Marilyn Monroe’nun, Bob Marley’nin
renkli fotoğrafları asılı olan,
Tiananmen’in, o ihtilal meydanının köşesindeki
McDonald’s da yoktu yirmi yıl önce.
Az ilerisinde Pekin Ördeği Restoranı vardı
ama 1864’ten beri olduğu gibi...
Yirmi yıl önce 1979'da sevgili Örsan Öymen’le
Pekin ördeği yediğimiz restorana yine gittim, lezzetliydi.
Etrafa baktım, yirmi yıl önce neler yoktu diye.
Restoranın girişinde Konfüçyüs’ün
bir sözü asılıydı kocaman:
“Uzaktan gelen dostları ağırlamak ne büyük mutluluk!”
Tiananmen Meydanı
Bu söz 1979’da yoktu.
Demek ki o tarihlerde Çin Komünist Partisi’nin
Konfüçyüs yasağı daha kalkmamıştı.
Yirmi yıl öncesinin bir başka yoku da,
uzun kırmızı etekli, derin yırtmaçlı Çinli garsonlardı,
uzun saçlarını dalgalandırarak servis yapan....
1999, Çin Devrimi'nin ellinci yılı.
Tiananmen Meydanı'nın bir köşesinden
görkemli töreni izliyorum.
Çin Komünist Partisi’nin seçtiği sloganlar
hoparlörlerden çığlık çığlığa haykırıldıkça,
bir insan denizi halindeki Tiananmen
Meydanı dalgalanıyor.
Bir milyon insanın katıldığı şaşaalı bir tören,
etkileyici, uçsuz bucaksız meydan
renk cümbüşü halinde.
Rengârenk bayraklar, rengârenk çiçekler,
boşlukta asılı gibi duran o rengârenk,
tipik Çin balonları.
Tarihi meydanı sonsuz bir heyecan kasırgası
avucunun içine almış sürüklüyor.
Hakim renk kırmızı!
Başkan Mao, iktidarı zaptetmeye dönük
uzun yürüyüşünü elli yıl önce,
1 Ekim 1949’da bu meydanda zaferle noktalamış.
Komünist lider, ihtilalin zaferini ve
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu burada,
Kışlık Saray’ın (ya da Yasak Şehir’in) Tiananmen’e
bakan şu balkonundan ilan etmiş.
Devrim tarihine geçen,
“Çin halkı artık ayağa kalktı!”
sözünü bu balkondan dünyaya haykırmış.
Tören biterken, Tiananmen Meydanı
bir marşla çınlıyor.
Çin komünistleri hep bir ağızdan
Enternasyonal’i söylüyorlar.
İzlediğim bu törenin ertesi günü Şangay’a geldim.
Otelin 59. katındaki odamdan Sarı Nehri,
limanı ve gökdelenleri seyrettim.
Gün yeni batıyordu.
Kendimi New York’ta sandım.
Manhattan’dan Hudson River’ı ya da
Brooklyn Bridge’in dibindeki River Cafe’den
Manhattan’ı seyretmekten farkı yoktu.
Ve kendi kendime sordum:
Hangisi gerçek?
Tiananmen Meydanı’ndaki
olağanüstü ideolojik gösteri mi?
Yoksa bu gördüğüm Şangay mı?
Hangisi gerçek?
Konuşmasını “Yaşasın Marksizm, Leninizm!”
diye bitiren Çin Cumhurbaşkanı mı?
Yoksa paranın gücünü simgeleyen
muhteşem Şangay gökdelenleri mi?
Hangisi gerçek?
Tiananmen Meydanı’nda hep bir
ağızdan hâlâ Enternasyonal’i
söyleyen Çin komünistleri mi?
Yoksa irili ufaklı, yerli yabancı tam 111 bin
özel girişimcinin cirit attığı Şangay mı?
İkisi birden gerçek olamaz.
Biri varsa, öbürü var olamaz.

Şanghay'dan bu satırlarım 20 yıl öncesinin.
Çin Devrimi bugün 70. yaşını kutluyor.
Ama yazın bir kenara:
Başkan Mao'nun ruhu ne kadar
çabalarsa çabalasın,
Çin'de de Komünist Partisi düzeni
eninde sonunda müzelik olacak.
Bir başka deyişle, Çin Komünist Partisi de
gün gelecek Sovyet Komünist Partisi
gibi ruhunu teslim edecek.
1979'un Ağustos ayı.
Karanlık ve kasvetliydi Şanghay.
Sarı Nehir'in kıyısındaki
Barış Oteli'nin barında in cin top oynuyordu.
Şehirde yapacak hiçbir şey olmadığını söylediler.
Örsan'la barda pirinç rakısı Maotai içerken,
Çinlilerin Ganbey dedikleri
kurut bardağı oyununu oynamıştık.
Yani küçük kadehleri bir seferde
devirmek ve hiç rakı kalmadığını göstermek
için de kadehi karşındakine ters çevirip göstermek...
Barmen ciltli bir defter getirmişti,
izlenimlerimizi almak için.
Şaşırmıştık. Kimler ne yazmış diye
sayfaları çevirirken,
sarhoş gemici diye imzasını
atmış bir Türk'e rastlamıştım:
"Şanghay'a geldim.
O meşhur Şanghay Batakhaneleri'ni
aradım, bulamadım.
Hayal kırıklığına uğradım."

Sonra odalarımıza çekilip Örsan Milliyet'e,
ben Cumhuriyet'e röportajlarımızı yazmıştık.
Ben yazıma sarhoş gemicinin
Şanghay Batakhaneleri'ni bulamayınca
düştüğü hayal kırıklığını anlatarak girmiştim.
Zaman çabuk geçiyor!
Ben de dün yirmi yıl öncesinin
Şanghay'ını yerinde bulamadım.
Tıpkı Pekin'deki gibi Şanghay'ın da
o eski mistik, gizemli havası kalmamıştı.
Çatılarının kıvrık kıvrık uçlarıyla
o tek katlı tipik evler, Hutong'lar
artık ortalıkta görünmüyordu.
Bunların yerine devasa plazalar,
gökdelenler almıştı.
Otelin 59. katındaki odamdan Sarı Nehir'i,
limanı ve gökdelenleri seyrettim.
Gün yeni batıyordu.
Kendimi New York'ta sandım.
Manhattan'dan Hudson River'ı ya da
Brooklyn Bridge'in dibindeki River Cafe'den
Manhattan'ı seyretmekten farkı yoktu.
Sonra, Barış Oteli'ne gittim.
Nostaljik takılmak istedim.
Yirmi yıl öncesini orada da bulamadım.
Restore edilmiş, hayli değişmişti.
Kurutulmuş karides ezmesini acılı sosa
batırıp çubukla yemeye çalışırken,
22 yaşındaki bir Çinli öğrenciyi dinledim.
Gayet iyi İngilizce konuşuyordu.
Öylesine sordum:
"Kapitalizm, Çin'in ruhunu yenecek mi?"
Mao Zedong
Hiç şaşırmadan cevap verdi:
"Özellikle biz genç insanlar,
Batılılar gibi yaşamaya başladık.
Geleneklerimizi unutuyoruz.
Çin'in ruhu yenilecek mi?
Bu konuyu düşünmeye başladık.
Ama söylemiyoruz, itiraf etmiyoruz.
"Hangi gelenekler?"
Ailede ana babaların rolü azaldı.
Kadınlar hızla bağımsızlaşıyor.
Kızlar artık babalarına sormuyorlar
evlenmek için... Flört yaygın.
Seks tabu olmaktan, ayıp olmaktan çıktı.
Geleneksel mutfağımız var tabii
ama aynı zamanda adım başı
McDonalds da, Kentucky Fried Chicken da var."
Bir başkası ekliyor:
"Şanghay'da, her yerde
özel sektör var, yabancı sermaye var.
Bir kere kapıyı açtın mı
bir daha kapatman olanaksız.
Oyunu artık kuralına göre oynayacaksın.
Beş yıl içinde Çin ekonomisinin
yüzde 60'ı özel ellerde olacak.
Çin'de iş gücünün yüzde 75'i
özel sektörde çalışacak.
Bunu da yazın bir kenara..."
Şanghay, 1979
Hiç kuşkusuz Çin,
ruhunu kapitalizme teslim etmeyecek.
Ama aynı da kalmayacak.
Pazar ilişkilerinin girdiği her yerde
olduğu gibi kafalar, ilişkiler,
toplum ve devlet düzeni değişecek.
Çare yok!
Yüzyılın başında Şanghay kapitalizmin
cenneti diye anılırmış.
Sonra Komünistler gelmiş,
otuz yıl boyunca Şanghay'da kapitalizm
adına ne var ne yok hepsini kazımışlar.
Şimdi yüzyılın sonunda Şanghay
yine aslına dönüyor. Gerçek bu.
Gerçek, önceki gün Tienanmen Meydanı'nda
hâlâ Enternasyonal söyleyenler değil.
Barış Oteli'nden çıktım.
Sarı Nehir'e doğru yürüdüm.
Tam kıyıda, Başkan Mao'nun kocaman heykeli...
Acaba bugünleri görse, ne derdi diye düşündüm.
T24'ten kamuyona - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!
Ne oldu?
Karar tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı
Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi.
T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!
T24 hakkında iftira ve linç kampanyası
T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.
DOĞAN AKIN YAZDI:
T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi
Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!
‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!
Dünyada ve Türkiye’de T2417 yıldır tek kuruş almadı!Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı. Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi. Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu. Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.
|
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|
Çizgi: Selçuk Demirel

