1900'lerden dijital çağa: Dolandırıcılığın öyküsü (2)

1900'lerden dijital çağa: Dolandırıcılığın öyküsü (2)

20. yüzyıl dolandırıcılığına banka, hisse, çek, kimlik, tapu, evrak sahteciliği damga vurmuş; propaganda ve reklamlar etkili olmuş

1900'lerden dijital çağa: Dolandırıcılığın öyküsü (2)

Bir önceki yazımı okuyanlar hatırlayacaklardır, dolandırıcılığın tarihini binlerce yıl öncesinden başlatmış ve sanayi devrimi sonuna kadar kayıtlara geçen sahtekârlıklardan örnekler vermiştim. Her çağda devam eden “dolandırıcılık” 19. yüzyılın sonunda yeni bir ivme kazanmış, farklı alanlara yayılmış. 

1900’lü yıllarla birlikte artan üretim hacmi ve uzak mesafeleri yakınlaştıran yeni ulaşım olanakları insanlara farklı kazanç kapıları açarken yeni sahtekârlıklar çıkmış; kimlik ve çek dolandırıcılığı yaygınlaşmış.

1. Dünya savaşına yaklaşmanın sessiz fırtınası içinde dolandırıcılar boş durmamış, gelişerek değişen şartları değerlendirmeye çalışmışlar.

Dolandırıcılık anlamında kullanılan “yılan yağı satıcılığı” 

Transkontinental Demiryolu hattı inşası için Amerika’ya getirilen 100.000'den fazla Çinli işçi yanlarında yiyeceklerini, kültürlerini ve geleneksel ilaçlarından yılan yağını getirmişler. Çin kültüründe su yılanından elde edilen yağın eklem iltihaplanmasına, ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı ile eklem ve kas ağrılarına iyi geldiğine inanılıyormuş. 

Clark Stanley isimli eski bir kovboy olan dolandırıcı ABD genelinde dolaşıp kalabalıkların önünde gerçek bir çıngıraklı yılanı öldürüp yağını çıkararak yaptığı gösterilerle ürettiği yılan yağını her derde deva olan bir mucize şeklinde satmaya başlamış. 

Konu çok büyümüş, satışlar artmış ama fayda görmeyenlerin sesinin yükselmesi tartışmaları da beraberinde getirmiş. 1906 yılında Stanley'nin hazırladığı iksiri test eden ilgili makamlar iksirin sadece mineral ve az miktarda yağ içerdiğini saptamışlar; içeriğinde Çin su yılanı değil sadece sığır eti, acı biber ve terebentin bulmuşlar. Stanley mahkemeye çıkarılmış ve para cezasına çarptırılmış. 

Son bilimsel çalışmalar, gerçek Çin su yılanı yağının Omega-3 yağ asitleri açısından zengin olduğunu ve bu nedenle iltihap önleyici faydaları olabileceğini gösterse de bu eylem Cambridge Sözlüğüne insanlardan para almak için onları aldatan kişi anlamında yerleşmiş; “yılan yağı satıcısı” olmak terimi dolandırıcılık anlamında Cambridge Sözlüğüne girmiş.  

1900 lerin başlarında Charles Ponzi dolandırıcılıkta yeni bir kapı açmış. 

Adını 1910'lu yıllarda insanlara paralarının yüzde 50'si oranında şişirilmiş bir getiri vaat ederek uluslararası posta kuponlarına yatırım yapmayı teklif eden İtalyan kökenli Charles Ponzi'den alan sistem aslında yeni yatırımcılardan toplanan parayı önceki yatırımcılara ödemek için kullanan bir tür yatırım dolandırıcılığı şeklinde başlamış.   

Ponzi'nin planı başlangıçta işe yaramış, yatırımcılar yüksek getiriyi sevmiş. Çünkü yeni katılımcılardan elde edilen büyük meblağlar, ilk müşterilere ödenince Ponzi saadet zincirine olan talep artmış. 

1919 Yılının sonlarında Charles Ponzi potansiyel yatırımcıları iyice cezbetmeye başlamış. Söylemlerinde zayıf para birimlerine sahip yabancı ülkelerden aldığı kuponları Amerika’da daha yüksek değerle bozdurarak büyük karlar elde ettiği varmış. 90 gün içinde yüzde 50 gibi şaşırtıcı bir faiz getirisi vaat etmesi 1920 yılının başlarında milyonlarca kişinin paralarını Ponzi'ye teslim etmesine yol açmış. 

1920 Yılında bir gazete makalesinde yöntemleri sorgulanan Ponzi hükümet tarafından incelenmeye alınınca yatırımcılar paniğe kapılmış ve paralarını geri istemişler. Ve plan çökmüş, zincir kopmuş; 20 milyon kişiye kadar zarar veren, 86 ayrı dolandırıcılık suçlamasıyla karşı karşıya kalan “Ponzi” adı dolandırıcılığın tarihine kazınmış. 

İlginçtir, aynı bizde olduğu gibi tam bir asır sonra bile dünyanın her yerinde yeni ponziler ve bu yatırıma bel bağlayanlar hala çıkıyor. 

Eyfel Kulesinin demirlerini satan dolandırıcı 

Amerika'nın en büyük dolandırıcılarından Victor Lustig, sahtekarlıktan kazandıklarıyla Fransa'ya kaçmış. Bir gazete makalesinden Fransız hükümetinin Eyfel Kulesi'nin bakımıyla ilgili yaşadığı zorlukları öğrenince Dünyanın ünlü simge yapılarından Eyfel Kulesi'ni, daha doğrusu kulenin yapıldığı 7.300 ton demiri hedef almış. 

Lustig, önce yetenekli bir belge düzenleyici sahtekâra aslından ayırt edilemeyecek kadar gerçek gözüken evrak hazırlatmış ve ardından Eyfel Kulesi'nin yıkımından sorumlu olan bir hükümet yetkilisi gibi davranmış. 

Hırslı bir hurda metal tüccarını demir kulenin kendisine ait olduğuna ikna eden ve çok uygun bir fiyat karşılığında tüm kuleyi hurda fiyatına satan Lustig, parayı aldıktan sonra kayıplara karışmış. Eyfel Kulesini sökmek için adamlarıyla mekâna giden tüccar o kadar komik ve utanç verici bir durumun içine düşmüş ki uzunca bir süre utancından yetkililere durumu bildirememiş. 

Lustig, yaptığının yanına kar kalacağını anlayınca aynı dolandırıcılığı tekrar denemek için Paris'e geri dönmüş, ancak aynı metotla kandırmaya çalıştığı satıcı şüphelenip polise başvurunca foyası ortaya çıkmış. 

Tarihin en büyük dolandırıcıları 

Sanatseverleri hedef alan Euduardo de Valiferno, 1911 Yılında dünyanın en ünlü eserlerinden olan Leonardo Da Vinci'nin Mona Lisa tablosunu Louvre'un isimsiz bir çalışanına para ödeyerek çaldırmış. Arjantinli Eduardo de Valfierno’nun planı için tablonun kayıp olduğunun bilinmesini sağlamak ve orijinalini değil, sahte kopyalarını el altından ucuza almaya çalışan koleksiyonculara satmakmış. Yöntem tutmuş, dolandırma içgüdüsü ile hareket eden dolandırıcılar dolandırılmış. 

Filmi çekilen dolandırıcı Frank Abagnale, 1963 Yılında kimlik ve çek dolandırıcılığı yaygınlaşınca ortaya çıkmış. Havayolu pilotu, doktor, savcı ve avukat gibi çok sayıda kimliğe bürünebilen ve sahte kimliklerle açtığı banka hesaplarına ait çeklerin sahtelerini çoğaltıp kullanan Frank Abagnale çok kişinin canını yakmış. Frank Abagnale‘nin öyküsü “Catch Me if You Can” filmine konu olmuş. 

Gelmiş geçmiş en büyük “Ponzi” türü dolandırıcısı Bernard Lawrence Madoff, küresel piyasaları bile etkilemiş. Amerika’da fon yatırım yöneticisi ve NASDAQ borsasının eski başkanı olan Madoff, tam 20 yılı aşkın bir süreye yaydığı çalışmalarıyla topladığı 64 milyar dolar ile dolandırıcılıkta ilk akla gelen isimlerin başında!  Madoff, yatırım planını ayrıcalıklı(!) itibar ve mevkii sahibi kişilere yönelik kurmuş; sadece varlıklı yatırımcıları kendine çekmek istemiş. Küresel ekonomik krizin ardından yönettiği fon 2008 Yılında çöktüğünde Fransa, İspanya ve İngiltere'deki bazı büyük bankaları büyük kayıplara uğramış. 

Sergei Mavrodi, Sovyetler Birliği'nde dünya finans sistemlerini sık sık eleştiren ve onlardan kurtulmanın bir yolunu arayan yazılım mühendisi ve ofis ekipmanları ithalatı yapan bir iş insanı. 1989'da Moskova'da kurduğu MMM kooperatifinin aslında iyi tasarlanmış bir Ponzi şeması olduğu 1994 yılında ortaya çıkınca yargılanan Mavrodi şeytani planlarından vazgeçmemiş. Mavrodi, MMM planını Latin Amerika, Güney Afrika ve Nijerya'yı hedef alarak uygulamaya çalışmış, 2007'nin başlarında MMM web sitesi çok popüler hale gelmiş. Planı çökünce de sadece insanların parasını değil, bazılarının hayatlarını da beraberinde götürmüş. 

Dijital Çağ’da dolandırıcılık 

İnternetin Dünyanın her yerini kaplamasıyla bilgisayara erişimi olan herkes potansiyel dolandırıcıların ilgi alanına girmiş; suçlular kolayca insanların bilgilerine erişebilir, sayısız masumu hedef alabilir hale gelmiş. 

Siber suçlar devasa boyutlara ulaşmış, bireylerin yanı sıra her işletme, her kurum siber dolandırıcılık tehdidinde olmuş. Teknoloji kullanılarak giderek daha fazla yenilik geliştirilse de dolandırıcılık oranı artmış, işler karmaşık hale gelmiş. 

90'lı yılların başlarında, e-ticaret platformlarının yaygınlaşmasıyla dolandırıcılık yeni boyutlar kazanmış; dolandırıcılar henüz emekleme aşamasında olan kredi kartı doğrulama sisteminden ve çevrimiçi kredi kartı kullanımının zayıf noktalarından yararlanmışlar. 

Kredi kartlarına daha fazla dijital işlem kanalı açıldıkça kimlik hırsızlığı da yaygınlaşmış, dolandırıcılar, yüksek hacimli kredi kartı işlemleri yapan işletmeleri hedef almış. Örneğin, dolandırıcılık tarihine geçen en büyük olaylardan biri, 1995-2000 yılları arasında “Roselli Kardeşler” olarak bilinen dolandırıcılar tarafından kumarhanelerin hedef alınmasıyla gerçekleşmiş. Roselli Kardeşler, yüksek kredi puanına ve çok sayıda banka hesabına sahip kişileri hedef almış ve onların kredi kartı bilgilerini kullanarak kumarhanelerden büyük meblağlar çalmış.   

ABD Federal Ticaret Komisyonu'nun bir raporuna göre, sadece 2021 yılında 4,2 milyondan fazla dolandırıcılık vakası bildirilmiş. Bunların 2,8 milyonu dolandırıcılıkla ilgili, 1,4 milyonu ise kimlik hırsızlığı şikayetleriymiş. Daha da kötüsü var, nüfusu neredeyse Amerika’dan 5 kat az olan İngiltere'de aynı yıl tam 445.357 dolandırıcılık vakası bildirilmiş. 

Tarihte kaydedilen en büyük dolandırıcılık kayıpları 

Dolandırıcılığın gerçek boyutunu ölçme girişimleri her zaman tüm açıklığıyla ortaya konmasa da finansal dolandırıcılığın yıkıcı etkilerini gösteren çok sayıda örnek var. 

2000'li yılların başlarında Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük şirketlerinden biri olan borsanın gözdesi Enron Şirketinin adı kar şişirme ve borç gizleme gibi kötü niyetli eylemlere karışmış. Şirketin hisseleri 90,75 dolardan 0,26 sente kadar düşmüş. Şirketin iflas açıklaması tam 74 milyar dolar kaybeden yatırımcılar için yıkıcı olmuş. 

Son Covid-19 pandemisi, ABD maaş koruma programında ülke tarihinin en büyük dolandırıcılık kayıplarından birini yaşatmış. Pandemi yardım ödemelerinden ve işsizlik sigortası fonlarından yasadışı yollarla para çalan dolandırıcıların verdiği kayıp 100 milyar doların üstünde olmuş; toplam kaybın 400 milyar ABD doları olduğu bile yazılmış. 

2022 Küresel Ekonomik Suç ve Dolandırıcılık araştırmasında marka hasarı, itibar ve pazar payı kaybına ek olarak 42 milyar ABD doları tutarında dolandırıcılık kaybı bildirilmiş.   

Dolandırıcılık önlemenin tarihi 

Finansal hizmet sektörü her dönemde dolandırıcılar ile önlemeye çalışanlar arasındaki savaşa şahit olmuş. Kendi başına dolandırıcılık yapanlar da organize suç çeteleri de insanların ve finansal sistemlerin zaaflarından yararlanmaya çalışmış. 

Her ne kadar 1990'ların sonlarına doğru, temel veri eşleştirme sistemleri kullanıma sunulduğunda şirketler şüpheli işlemleri daha hızlı ve verimli bir şekilde tespit edebilir hale gelse de sektörler arası veri eşleştirme çözümleriyle blok şifreleme tekniklerinin kullanılması saldırıların riskini azaltmaya yardımcı olsa da hackerler bir adım öteye giderek bireyleri ve kurumları hedef almanın yeni yollarını geliştirmişler. Bir yandan kötü amaçlı yazılım ve truva atı saldırılarıyla yeni tehditler ortaya çıkarken şüpheli çevrimiçi etkinliklerin tespitini geliştirmek için ağ görselleştirme araçları geliştirilmiş. 

Ponzi’nin hayaleti Türkiye'de 

Tarihimizde de çok sayılı dolandırıcı var. 1873-75 Yılları arasında Osmanlı Bankasında veznedar yardımcısı olarak çalışan Mıgırdıç Simonoviç, 1890’da sahte miras belgesi hazırlayan Hahambaşı Harun Efendi ile 1918-1920 yılları arasında Rumca ve Fransızca dillerini bilmesi sayesinde kendini polis-komiser olarak tanıtıp kendi çapında iş çeviren Eyüplü Halit arkalarında renkli dolandırıcılık öyküleri bırakmışlar. 

Yıllar geçmiş Sülün Osman, Selçuk Parsadan, çok sayıda banker, tosuncuk ve ekranlara sık çıkan, takım elbiseli, yüksek itibarlı (!) dolandırıcılar birbirlerini takip etmiş.

  Bizler her ne kadar rüşveti, yolsuzluğu, devlet imkânlarını kullandırtmayı -çok kere- dolandırıcılıktan saymayıp rüşvetle iş yapan saygın (!) takım elbiseli bürokratı aynı sınıfa sokmasak sonunda hepsi bir şekilde faturayı millete ödetiyor, bu türden olanların icraatları hak etmediği kazanca el uzatmakta dolandırıcılıkla birleşiyor.   

Herkesin beklentisi dünya dolandırıcılık tarihine adını yazdıracak milli “fon” krizimizin açık ve şeffaf bir şekilde açılması, -pek ümidim olmasa da- siyasi gücünü paraya çevirmek isteyen saygın(!) dolandırıcıların açığa çıkarılması. 

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.

T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!

Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı

Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. 

Dünyada da referans gösterilen Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24, sosyal medyada başlatılan iftira kampanyası sonrası erişime engellendi!

T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!

Türkiye’nin dünyada da referans alınan haber mecrası T24 hakkındaki erişim engeli kararı infial yarattı: Türkiye dijital OHAL yaşıyor!

T24 hakkında iftira ve linç kampanyası 

T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.


DOĞAN AKIN YAZDI:

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi

Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!

‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!


Dünyada ve Türkiye’de T24

17 yıldır tek kuruş almadı!

Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı.

Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. 

Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!

Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi.

Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu.

Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!

Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesiÇizgi: Selçuk Demirel

Gazetecilik ödüllerinde rekor kırdı

Finansal dayatma ve ideolojik takıntılardan bağımsız gazetecilikte Türkiye’de önemli bir dönemeci ifade eden T24, 2010 yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin çalışmalarını ödüle değer gördüğü tek internet gazetesi oldu.

Muhabirleri ve yazarlarıyla birlikte; sadece 2026 yılının ilk altı ayında dokuz gazetecilik ödülü kazandı ve bu alanda bir rekor kırdı.

Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği mecra

T24; hiçbir görüş ve inancı haberciliğin önüne koymayan; gazeteciler için gazetecilikten daha önemli hiçbir öncelik olamayacağına inanan; insanları, inançları, görüşleri dışlamayan yayın politikası; haberciliği, dosyaları, söyleşileri videoları ile Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği bir mecra olarak 17 yıldır bağımsız gazeteciliğini sürdürüyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

 

İlgili İçerikler